ARAŞTIRMALARIN KATMA DEĞER OLUŞTURMASINDA VE ÜRÜNLERİN TİCARİLEŞTİRİLMESİNDE ÜNİVERSİTELER VE SANAYİNİN ROLÜ

ARAŞTIRMALARIN KATMA DEĞER OLUŞTURMASINDA VE ÜRÜNLERİN TİCARİLEŞTİRİLMESİNDE ÜNİVERSİTELER VE SANAYİNİN ROLÜ

6 Temmuz 2017 Perşembe / 13:56 | PERSPEKTİF | Yorumlar

Türkiye’nin en iyi üniversiteleri dünya sıralamasında çok gerilerde iken; Türk girişimcisinin güçlü olduğu bir teknoloji alanı da bulunmamaktadır. Yüksek teknolojili sektörlerde yeterli sermaye ve kapasite olmaması üniversite ve sanayi işbirliğini de yeterince geliştirememiştir. Araştırma sonuçlarının topluma, ekonomiye ve sanayiye kazandırılmasında üniversitelerin “Girişimci Üniversite” öğretim üyelerinin “Akademik Girişimci” olmaları önemli bir paya sahiptir.

 

Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Yetkinliği, Fikri Mülkiyet Havuzu, İşbirliği ve Etkileşim, Girişimcilik ve Yenilik Kültürü, Ekonomik Katkı ve Ticarileştirme kriterlerine göre değerlendirilen TÜBİTAK Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2016’ya göre toplam 80 puanın üstünde sadece 5 üniversitemiz yer almaktadır. İlk 10’da yer alan üniversitelerimiz: Sabancı Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Yıldız Teknik Üniversitesi’dir.

Cornell University, INSEAD, WIPO (Birleşmiş Milletler kuruluşu) tarafından hazırlanan Küresel İnovasyon Endeksi 2016 genel sıralamasında Türkiye 128 ülke arasında 42. sırada yer almıştır. Dünya Ekonomi Forumu (WEF) tarafından hazırlanan Küresel Rekabetçilik Endeksi 2016‘ya göre de 138 ülke sıralamasında Türkiye’nin yeri 55.’dir.

Türkiye'de 2017 yılı itibariyle 183 üniversite vardır. Bunlardan 118'i devlet üniversitesi, 65'ü vakıf üniversitesidir.

University Ranking by Academic Performance (URAP) başta olmak üzere, dünya sıralamalarında (CWUR, QS, THE (TIMES), U.S. News & World Report, CWTS Leiden, SciMagoIR, Webometrics) en az bir kez ilk 500’de yer alan 9 üniversitemiz bulunmaktadır. 8 sıralamadan en az 5’inde yer alan 14 üniversitemiz vardır.

Türkiye’nin en iyi üniversiteleri dünya sıralamasında çok gerilerde iken; Türk girişimcisinin güçlü olduğu bir teknoloji alanı da bulunmamaktadır. Yüksek teknolojili sektörlerde yeterli sermaye ve kapasite olmaması üniversite ve sanayi işbirliğini de yeterince geliştirememiştir.

Araştırma sonuçlarının topluma, ekonomiye ve sanayiye kazandırılmasında üniversitelerin “Girişimci Üniversite” öğretim üyelerinin “Akademik Girişimci” olmaları önemli bir paya sahiptir.

Genel olarak Girişimci Üniversite; üretilen bilgi ve yenilikleri, ekonomiye ve topluma kazandıran, özel kesim için yenilik kaynağı olan, yeni fikirlerin geliştirilmesini sağlayan, mezunları girişimci olabilen ve bunları gerçekleştirecek etkin bir yönetim ve altyapıya sahip, toplum ihtiyaçlarına duyarlı üniversitelere denmektedir. Akademik girişimcilik için de üniversitelerdeki bu değişim gereklidir.

Çok geniş anlamda Akademik Girişimci; bilgi transferi faaliyetlerini yapan akademisyenleri ifade etmektedir. Bunlar, üniversite dışına eğitim ve danışmanlık vermek, araştırma projeleri yapmak, patent geliştirmek, lisanslama faaliyetlerinde bulunmak ve filiz işletme/şirket (spin off) kurmak gibi geniş bir yelpazeye yayılan çalışmaları içermektedir.

Akademik girişimcilik, akademisyenlerin girişimciliğe yönelmeleri ile başlayan, işletmelerini kurarak ve yenilik veya Ar-Ge projelerini geliştirerek devam ettikleri ve son olarak ürün/hizmetlerini ticarileştirdikleri süreçleri kapsamaktadır. Tüm bunlar olurken akademik girişimciler üniversitedeki görevlerine devam etmekte,  bunun yanı sıra kamudan alınan destek ve teşvikler için de uğraşmak zorundadırlar. Dolayısıyla, kamu, üniversite, girişimcilik beklentilerini ve gereklerini yerine getirmek oldukça yoğun çalışma ve beceri, yetenek gerektirmektedir.

Çalışmalar ve deneyimler göstermiştir ki akademisyenlerin girişimciliği ile sanayi/sektör girişimcileri arasında fark vardır. Akademisyenlerin bulundukları ekosistem ve yaşam tarzları girişimcilik için uygun değildir. Rekabet ve risk alma düzeyleri düşüktür. Gerçekleştirilen Ar-Ge sonucunda dahi olsa, üniversitelerde ticari faaliyetlere olumsuz yaklaşım vardır. Üniversite sanayi işbirliği gerçekleştirmeye çalışan ve/veya şirket kuran akademisyenlere ticari gözüyle bakılmakta ve onlara önyargılı davranılmaktadır. Özellikle belirli bir yaşın üstündeki öğretim üyelerinin yaklaşımları sektöre/sanayiye hizmet verme şeklinde değil; bilime hizmet vermeye dönüktür. Yaptıkları girişimcilik alanında olsa dahi, bilimsel faaliyet yapıyor anlayışında olmaktadır.

Özellikle vakıf üniversitelerinde; akademisyenlerin mümkün olduğu kadar çok sayıda öğrenciye, mümkün olduğu kadar fazla ders vermesi, buna rağmen araştırma yaparak yükselmek için gerekli makale ve yayınları, bildirileri hazırlaması beklenmektedir. Ar-Ge, inovasyon, girişimciliğe verilen bunca destek ve teşvike rağmen bu anlayış maalesef yıllardır süregelmektedir ki sanayi/sektörün öğretim üyeleriyle işbirliğine gitmemelerinin nedenlerinden biri budur.

Akademisyenler öğrencileri ve diğer meslektaşlarıyla ilişkilerini belirli bir hiyerarşi içinde sürdürmektedirler. Ayrıca disiplinler arası çalışmaya yatkın olmayıp, bireysel çalışmaları tercih etmektedirler. Hâlbuki günümüzde artık her çalışma, her proje disiplinler arası olup, birçok akademisyen ve sanayici / sektör elemanının bir arada çalışmasını gerektirmektedir. Burada önemli olan daha pratik olarak çözüme odaklı, yeni bir şey üretme ve ileriyi görebilme anlayışının ve becerilerinin yerleşmesidir.

Akademisyenlerin çoğunda, girişimciliğin arkasında yatan çok çalışma, başarı hırsı, para kazanma güdüsü, sahip olunan iletişim kapasitesi, dahil olunan ağların (networking) gücü yoktur. Sadece ders veren, makale, yayın yapan bir öğretim üyesi sosyalleşmekten de uzaktır. Bunun sonucu da durağanlığı, yenilikçi olmamayı, sanayicinin isteklerini, ihtiyacını anlayamamasını oluşturur. Bu tür öğretim üyeleri dünyada olup biteni takip edemez, alanındaki değişiklikleri, gelişmeleri algılayamaz durumdadır ve öğrencilerini yönlendirip, onları geleceğe hazırlayamazlar.

Akademisyenler kariyerlerinin başında hatta öğrencilik yıllarında sanayi/sektör ile tanışıp, onları iyi tanımalıdır. Eğer aralarındaki etkileşim sınırlı olursa ve de buna ticari faaliyetlere karşı tepki eklenirse, akademisyenlerin girişimci akademisyenlere dönüşümü zorlaşır.

Akademisyenlerin ürettikleri akademik bilgi ve bilimsel değerin sanayide kullanılıp, katma değerini arttırmanın yollarını hem akademisyen hem de sanayici iyi anlamalıdır. Eğer bir noktada buluşup, aynı dili konuşabilirlerse o zaman başarıya ulaşmak mümkün olur. Akademisyen yapılan çalışmadan yayın çıkarmak, sanayici ise ürünü elde edip, satmak peşindedir. Ancak girişimci akademisyenler ürün elde edilip, satılmasından haz duyarlar. Akademisyenlerin basitlikten karmaşıklığa gitme alışkanlıkları, tasarım ve teknolojide çok derinlemesine hareket ederek her şeyi katma eğilimleri çalışmaların prototip aşamasında kalmasına, seri üretime geçilmemesine neden olabilmektedir.  Bu çalışmaların ürüne dönüşmemesinin bir diğer nedeni ise Ar-Ge sürecindeki desteklerde meydana gelen aksamalardır.

Özellikle akademik girişimcilerin kurduğu şirketlerde yürüttükleri projeler olmak üzere, tüm Ar-Ge projeleri için sağlanan devlet desteklerindeki ödemelerin gecikmesi veya bir süre yapılamaması, düzensizlikler, bürokrasi,  üniversite veya sanayi tarafında çalışmaları yürütenleri, girişimcileri çok zor duruma düşürmektedir. Özellikle Mikro Kobi büyüklüğündeki şirketler, kuluçka firmaları, girişimciler destek ödemelerindeki gecikmeleri finanse edecek güce sahip değillerdir. Ödemelerin gecikmesi sonucunda gerek personel maaşlarının ödenememesi, gerekse malzeme ve teçhizatın alınamaması gibi sorunlar projeleri durma noktasına getirebilmektedir. Önce şirket tarafından harcama yapılıp, daha sonra harcama belgelerine göre kamudan ödeme yapılması sistemi özellikle akademik veya teknoloji girişimcilerini, kuluçka firmalarını finansal sıkıntıya sokmaktadır.

Her sektörün Ar-Ge, İnovasyon girişimcilik ekosistemindeki özellikleri, dinamikleri, riskleri ve fırsatları farklıdır. Örneğin biyoteknoloji ile bilişim konularındaki girişimcilerin aynı finansman imkanı ile desteklenmesi mümkün değildir. Bilgisayar ve yazılım projesi ile robot teknolojisiyle ilgili projenin aynı kefede değerlendirilmesi doğru değildir. Ancak mevcut destek sistemi bu sektörel farklılıkları göz ardı etmekte ve ihtiyaçlar çerçevesinde destek sağlanmasını engellemektedir. Destek miktarı ve oranlarındaki dengesizliği gidermek ise girişimcilerin ve Ar-Ge projelerinin başarısını etkileyebilecek bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çalışmalara ekonomik katkı konması, maliyet kavramının yerleştirilmesi çoğunlukla sanayiciye düşmektedir. Oysa çalışmanın başarısı için akademisyenlerin yeni teknolojilerden, pazarlama ve satış tekniklerinden de haberdar olması ve pazar-satış odaklı çalışmaları, Ar-Ge çalışmalarına katmaları gerekir.

Dünyadaki gelişen öncü teknolojilere Türkiye’nin zamanında odaklanması, bunlara yönelik kaynak planlaması yapılması tartışılmaz bir olgudur. Destekler, öncelikli alanlara ve ticarileştirmeye odaklanmalı ve ticarileştirilebilme potansiyeli fazla olan projeler desteklenmelidir. Oysa desteklerin verilmesinin belirlenmesinde ve izlenmesinde akademisyenler görevlendirilmektedir. Bilindiği üzere akademisyenlerin çoğunun teorik bakış açısına sahip olduğu ve ticarileştirme potansiyelinin zayıf olduğu düşünüldüğünde ve ne yazık ki ileri teknolojileri izleyip, içselleştiren ve uygulayan fazla sayıda akademisyen bulunmaması, değerlendirilen projelerin ticarileşme potansiyeline ilişkin sıkıntılı bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

Akademisyenlerin projeleri yine akademisyenler tarafından oluşan hakem heyetlerinde değerlendirilmektedir. Bu da ticarileşme kısmı genelde zayıf, bilimsel yanı güçlü projelerin desteklenmesi anlamına gelmektedir. Ticarileştirmeyi esas aldığımızda akademik girişimcilik faaliyetlerinin proje bazında desteklenmesinden ziyade alan ve platform bazında desteklenmesinin yararlı olduğu görülmektedir.

Özellikle büyük ölçekli sanayi kuruluşları, genelde geleceğin teknolojileri ve inovasyon konularında üniversitelerimizin önünde yer almaktadır.  Bu tür şirketler, teknoparklarda yer alan fikir üretim üslerini, Ar-Ge merkezlerini, fabrikalarının olduğu yerleşkelere taşımış, gelecek için fabrikalarını Endüstri 4.0 kapsamında dönüştürme çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu şekilde hızlı ürünleştirme yapıp, markalarına daha fazla değer katabilmektedirler. Yeni nesil ileri teknolojiye sahip, akıllı fabrikaları üründe inceleyerek, kendilerini geliştirecek alanlar belirlemekte, karar verebilen akıllı otomasyon sistemlerini süreçleri ile bütünleştirmektedirler. Üniversitelerin bu gelişmelere ayak uydurabilmeleri için sanayi ile işbirliği içinde ders planlarında her yıl değişikliğe gitmesi, derslerde yoğun proje faaliyetlerine eğilmesi ve ders dışı etkinliklerle öğrencilerini yetiştirmesi ve hatta eğitimcinin eğitimi programlarıyla öğretim üyelerinin güncel bilgi ve donanımlara sahip olacakları olanakları sunması gerekir. Ayrıca üniversitelerin yurtdışı ilişkileri sürekliliğini korumalı ve artarak devam etmelidir.

Orta ve Küçük Ölçekli İşletme (KOBİ)’ler ise daha çevik olmalarına karşın ileri teknoloji çalışmalarında genelde arkada kalmakta, ürünlerini konvansiyonel olarak tasarlayıp, üretmektedir. Üniversitelerle ortak yürütülen çalışmalar bu kesim için çok daha önemlidir.

Türkiye’de kamu desteklerinin kapsamlı etki analizleri yapılmamıştır. Etki analizlerinin saha çalışmalarını da içerecek bir şekilde yapılması ve sonuçların ekosistemin diğer unsurlarıyla paylaşılması, kamu desteklerinde ve girişimcilik ekosisteminde var olan sorunların belirlenmesinde ve gelişme alanlarının tespit edilmesinde faydalı olacaktır.

Teknoloji ve yenilik faaliyetlerinin özel sektör odaklı artırılarak faydaya dönüştürülmesine, yeniliğe dayalı bir ekosistem oluşturarak araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesine ve markalaşmış teknoloji yoğun ürünler ile ülkemizin küresel ölçekte yüksek rekabet gücüne erişmesine katkıda bulunmak gerekmektedir.

Artık gerideyiz deme lüksümüz yok. Bu yok olmak ile eşdeğer anlam ifade etmektedir. “İlerideyiz” dediğimiz konuları tespit edip, ilerlemeye devam etmemiz gerekmektedir.

 Gerek akademinin, gerekse sanayinin  ilerleme konusunda iş birliği içerisinde hareket etme sorumluğunu hissetmeleri ve bu sorumluluk çerçevesinde gereken çalışmaları gerçekleştirmeleri dileğiyle…

A.      Nilüfer Eğrican