Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Çalışma Hayatımızla İlgili Önemli Açıklamalarda Bulundu

Çalışma ve Sosyal  Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Çalışma Hayatımızla İlgili Önemli Açıklamalarda Bulundu

6 Şubat 2011 | HABER
181. Sayı (OCAK 2011)
1.473 kez okundu

Çalışma ve Sosyal  Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Çalışma Hayatımızla İlgili Önemli Açıklamalarda BulunduÜlkemizin çalışma alanında birçok sorunu var ve en önemli sorunun işsizlik ve istihdam meseleleri ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Bizim Batılı ülkelerden birinci farkımız, iş gücüne katılma oranımızın çok düşük olmasıdır ve aşağı yukarı % 50 civarında bir katılım gerçekleştiriyoruz. İkincisi ise büyüyen bir ekonomiye sahip olmamızdır. Batılı ülkelerde uzun yıllardır ciddi büyüme oranlarına rastlanmıyor. 2003 yılından itibaren 2009 yılını çıkaracak olursak, bu 7 yıl içinde ortalama % 6 büyüdük, 2010 yılında ise belki % 8’i aşacağız. Son 6-7 yıllık süreye baktığımızda kriz dönemi dahil olmak üzere ekonomimiz istihdam yarattı. Her yıl ortalama 550 bin kişiye istihdam sağladık.

O kadar çok istihdam yaratıyorken ne oldu da işsizlik hala yükselmeye devam ediyor? İşsizlik oranımız son 3 yıl içerisinde % 10’lardan % 12’lere çıktı. Çünkü 15-24 yaş arası genç nüfusumuz, 1 yıl önce genel nüfusa göre % 16,9 oranına sahipken, bu yıl % 17,7 oranına sahip. Her yıl yaklaşık 850 bin kişi çalışma çağına geliyor. Ülkemizin 29 yaş ve altı nüfusu, genel nüfusumuza oranı % 52.
 
Şunu söylemeliyiz; Türkiye’nin ekonomik potansiyeli her yıl 850 bin kişiye istihdam sağlayabilecek bir kapasiteye sahip mi? Tüm dünyada teknolojik değişme ve gelişmeler ekonomilerin istihdam yaratma kapasitelerini düşürüyor. Yüksek teknolojili ürünler üretemezseniz o zaman rekabet etme şansınız olamaz. Bir diğer konu, ekonomilerin esnekliği, istihdam yaratma kapasitesini belirlemektedir. Kişiler dinamik bir şekilde yeni işler, yeni meslekler edinme konusunda çok tedbirli davranıyorlar. Bu açıdan bakıldığında çalışma hayatımızda hem psikolojik hem sosyal hem de hukuki anlamda oldukça ciddi katılıklar söz konusudur. Eğer ekonominiz katı ise, çalışma hayatınızda da katılıklar var esneklikler yoksa o zaman ekonominizin istihdam yaratma kapasitesi de düşük kalıyor. Öyle ise bir tarafıyla her yıl ortalama % 8 büyümek zorundasınız, istihdam sorununu çözmek için hem de ekonominizi esnek hale getirmelisiniz ki bu sorunlarla baş edebilesiniz. Türkiye ekonomik büyüme olarak % 8 büyüme potansiyeline sahip değil. Biz orta vadeli programlarımızda % 5 - 5,5 gibi bir rakamı telafi ediyoruz. Türk ekonomisi ve iş hayatı çok katı kurallarla bezenmiş durumda. 
 
“Ekonomiyi büyütmemiz ve çalışma hayatını esnekleştirmemiz gerekir”
Bu durumda bizim öncelikle iki hususu gerçekleştirmemiz gerekiyor. İlk olarak, çok yoğun çalışarak ekonomik büyümeyi yüksek tutmaya çalışmamız, ikincisi olarak da çalışma hayatımızı esnekleştirmemiz gerekir. Her yıl ekonomimiz % 1 büyürse, mevcut şartlar içerisinde sadece % 0,5 istihdam artışı sağlıyoruz. Bunu rakamlara dönüştürecek olursam, ekonomimiz 1 büyüdüğünde yaklaşık 100 bin ila 120 bin insanımıza istihdam sağlıyoruz demektir. Ama eğer esnekliği ekonomi % 1 büyüdüğünde binde 1 oranında ekonomimizin esnekliğini artırırsak o zaman ek olarak 50 bin kişiye daha ek istihdam sağlama imkanımız olacak. Aynı büyüme ile her yıl 150 bin – 160 bin kişiyi istihdam edebileceğiz. 
 
“İş odaklı çalışma hayatından, insan odaklı çalışma hayatına geçmemiz gerekiyor”
Esnekleştirme kelimesiyle alakalı meseleleri tartışmaya başladığımızda, bugüne kadar bütün ezberleri değiştirmemiz, zihni yapımızı yeniden formatlamamız ve yeni paradigmalar oluşturmamız gerekiyor. Her şeyden önce bizim iş odaklı çalışma hayatımızdan, insan odaklı çalışma hayatına geçmemiz gerekiyor. Türkiye’de herkes devlet memuru, kamu işçisi veya kamu çalışanı olmak istiyor. Herkes çalıştığı işten başka bir yere kımıldamak istemiyor. İnsan odaklı yaklaşımda iş değil, insan için insanın kabiliyeti, bilgi ve tecrübe ile ilgili donanımı öne çıkıyor. O %n insan öyle bir bilgiye sahip olmalı ki nerede ve nasıl olursa olsun her an iş yapabilecek kabiliyete donanmış olsun. Bütün Batı dünyasında bu %ndir ki yeni işler, yeni meslekler, hayat boyu öğrenmek gibi yeni kavramlar ortaya çıkmıştır. İnsanların sadece okulda öğrendikleri değil, aynı zamanda çalışırken, çalışma esnasında dışarıdan aldığı eğitimler, farklı kurumlardan aldığı eğitimlerle sürekli kendini geliştiren bir insan tasarımı yapılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde hayat boyu öğrenme eğitimlerinin oranları, genel eğitimler içerisinde % 10’ların üzerinde. Bizde ise % 2’nin altındadır. Böyle olunca bizim her şeyden önce, zihnimizde yeni bir paradigma yaratmamız ve insan odaklı istihdam fikrine alışıyor olmamız lazım.  Esnekleştirme ile alakalı olarak dünyanın kullandığı esnek çalışma modellerini Türkiye’nin de başarabileceğini ve uygulayabileceğini görmeliyiz. İspanya’da ya da ABD’de bugün esnek çalışma modeli olmasaydı, muhtemelen işsizlik oranları % 20’lerde olacaktı. Bu açıdan bakıldığında bizim bu anlamda esnek çalışma saatlerini uygulamaya koymamız lazım. Kaldı ki bizim iş kanunumuzda esnek çalışma ile ilgili düzenlemeler de var. Ama sosyal güvenlikle ilgili konuyla ilgili düzenlemelerin yapılmadığı, kıdem tazminatıyla ilgili sorunlar çözülmediği için uygulama imkanı olmuyor. Biz Torba Kanun’da esnek çalışma ile ilgili sosyal güvenlik alanındaki düzenlemeleri yapıyoruz. Ama kıdem tazminatıyla ilgili ayağını yapamıyoruz. Esnek çalışmayı sağlamanın bir yolu da istihdam yaratacak başka alanlar oluşturmak. Mesela İŞKUR’un yaptığı işleri özel sektörün de yapabileceği bir alan yaratmak, ayrıca özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi vermek gibi modeller de var. Ama bütün bunlara özellikle işçi sendikaları karşı çıkıyorlar. 
 
“Kıdem tazminatı yalnızca işverenin sorunu değildir”
Ayrıca kıdem tazminatıyla ilgili konunun yine katılık sağlayan bir boyutu var. Çünkü işe giriş çıkışların maliyetini artırıyor ve işe giriş çıkışları zorlaştıran bir özellik taşıyor. Belirli bir yıl bir işletmede çalışan bir işçi, o yıldan sonra kendisi gönüllü ayrılırsa kıdem tazminatını alamayacağını düşündüğü için ayrılmakta zorlanıyor veya kıdem tazminatı çok birikmiş işçileri işveren işten çıkartmak istese işten çıkartamıyor ve orada ciddi bir katılık meydana geliyor. Bu birtakım ek maliyetleri de beraberinde getiriyor. Kıdem tazminatı bu ülkede sadece işverenin bir sorunu gibi algılanıyor. 2009 Yılında 2.5 milyon insan işten çıktı veya işini değiştirdi. Bu insanların sadece %8’i kıdem tazminatı alabildi. Eğer bir ülkede çalışanların % 92’si kıdem tazminatlarını alamıyor ya da hakkından yararlanamıyorsa bu hükümetin sorunu değil midir? Bunu çözmek istiyoruz. İnsanlarımızın özellikle çalışanlarımızın hakkını korumakla mükellef bir bakanlığız, koruyacağız da. Ama bunu korurken ülkedeki çalışanların haklarını değil, aynı zamanda bu ülkede çalışmayanların, çalışamayanların, iş bulamayanların hakkını da korumak zorundayız. 
 
“Kayıt dışılıkla mücadele ediyoruz”
Kayıt dışı ekonomi ile ilgili de ciddi mücadele yapmak zorundayız. Türkiye şu anda yaklaşık % 44 civarında istihdamda kayıt dışılık yaşıyor. Son 7-8 yıldır kayıt dışılıkla mücadele yapıyoruz. 2002 yılında % 52 olan kayıt dışılık oranı her yıl 1-2 puan düşürerek % 43’lere kadar indi. 1 puanlık kayıt dışılığın bu ülkeye maliyeti 820 milyon lira. Yani biz yaklaşık olarak 1 puan düşürürsek her yıl 820 milyon TL kaynak tasarrufu yapmış olacağız. Sosyal güvenlik açıklarımız azalacak ve bu ülke tasarruf etmiş olacak. Tarımda kayıt dışılık oranımız % 30. Batılı ülkelerde bu oran % 10’lara yakındır. Biz eğer % 30’lardan % 15’lere kayıt dışı oranımızı çekersek, 2023 yılı vizyonu olarak bunu hedefledik ve her yıl 12-13 milyar TL tasarruf edeceğiz. Tarihimizde ilk defa 16 milyon 200 bin kayıtlı çalışana sahibiz ama kayıtlı olarak çalıştığını ifade eden 23 milyon kişi var. Keşke 23 milyon kişiyi de kayıt altına alabilsek Kayıt dışılıkla ilgili çok ciddi mücadeleye ihtiyacımız var.
 
Son günlerde hem istihdam alanında talep yaratmak hem de işverenlerin istihdamlarını artırmak için bir takım teşvikler yapmaya başladık. Özellikle kadınların ve gençlerin istihdamı ile ilgili teşvik çalışmalarımız var. Önceki yıllarda uyguladığımız bir çalışmayı daha da iyileştirerek tekrar gündeme getiriyoruz. Herhangi bir işletmede bir işverenimiz eğer bize borcu yoksa ve düzenli olarak bize primlerini ödüyorsa, 5 puanlık indirimden yararlanabiliyor. Bununla birlikte hangi yaşta olursa olsun bir kadını ilk kez işe başlatacak şekilde işe alıyorsak ya da 19-29 yaşları arasındaki bir genci işe alıyorsak onun sosyal güvenlik paylarını biz ödeyeceğiz. Ayrıca meslek lisesi veya MYO mezunu öğrencilerimizi işe girerse, onların 2 yıl süre ile kadınların ve gençlerin ise 3 yıl süre ile sosyal güvenlik primlerinin işveren paylarının % 100’ünü biz ödüyoruz.
 
Bir başka önemli husus ise, iş güvenliği ve iş sağlığı ile alakalı. İşyerlerinde eğer tedbir alınmazsa, meslek hastalıkları gerçekleşebilir ve çok büyük maliyetlere maruz kalınabilir. Meslek hastalıklarının tamamı önlenebilir hastalıklardır. Türkiye her yıl iş kazalarını önlemek için sadece 200 milyon TL’lik yatırım yapsaydı 4 milyar TL’lik tasarruf sağlayacaktı. Bu maliyetleri bütün olarak görmediğimizden aslında bugün böyle bir tablo ile karşılaşıyoruz. Öyleyse hem kendimizi ve sağlığımızı önemseyelim hem de gerekli yatırım ve teknolojileri ortaya koymayı başaralım. Sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili % 10 iş kolu barajı var. Eğer bu baraj olmasaydı sendikalar daha kolay kurulabilecekler, daha kolay örgütlenebilecekler ve işyerinde toplu sözleşme yapma hakkına sahip olacaklardı. Dolayısıyla bu bir engel olarak görülebilir. İLO ve AB bizi bu konuda şiddetle eleştiriyor. Ayrıca işyerinde de baraj var. İş yerinde grev ve toplu sözleşme yapmak için % 50 üye ve bir fazlasına ihtiyaç var. Bu da bir engel teşkil ediyor. Bu ülke gelişmiş ülkelerden daha fazla hakka ve özgürlüğe sahip olmalıdır. 
 
“Mesleksizlik, istihdamın önemli bir sorunudur”
İstihdam ve işsizlikle ilgili sorunumuzun temelinde ciddi bir mesleksizlik sorunu var. Bugün ülkemizde iş arayan insanların % 60’tan fazlası herhangi bir mesleğe sahip değil. Hem kadın hem de erkek istihdamında üniversite mezunlarının oranı % 70’in üzerindedir. Ama lise ve altı eğitime sahip, hiçbir mesleği olmayan insanlarda istihdam oranlarımız çok düşük. Bizim yoğun bir şekilde istihdamı meslek liselerine kaydırmamız gerekir. Meslek liselerinin ve MYO’ların müfredatını piyasanın ihtiyaçlarına göre belirlememiz gerekir. Bakanlık olarak 2009 yılının hemen ortasında meslek standartlarını yayınlamaya başladık. YÖK, MEB, DPT ve Sanayi Bakanlığı’nı toplantıya çağırdık ve onlardan şunu rica ettik; “Biz meslek standartlarını yayınlıyoruz, bugünden itibaren yapacağınız bütün eğitim programlarında bizim meslek standartlarımızı kendi müfredatınız için zemin olarak kabul edin.” Bu doğrultuda meslek liseleri ve MYO’ların müfredatlarını değiştireceğiz. TOBB Üniversitesi ile bir program yürütüyoruz. Her ilde ihtiyaç duyulan meslekler ve açık pozisyonlarla ilgili o çalışmayı bitirdikten sonra, YÖK ile iş birliği halinde MYO’ların açılacak bölümlerini o yerel ihtiyaçlara uygun hale getirmeye çalışacağız. Çocuklar mezun olduktan sonra iş dünyasına atılmalarıyla ilgili de sorunları olabiliyor. Örneğin bir iş adamı eleman ararken tecrübeli eleman arıyor. Ama yeni mezun olan bir gencin tecrübesi doğal olarak olmuyor. İş dünyasına girebilmesi için staj imkanlarını genişletiyoruz. Bu öğrencilerin hepsinin genel sağlık sigortası primlerini hükümet olarak biz ödeyeceğiz. Ayrıca staj yapan bir öğrenciye istihdam sağlamanız halinde 2 yıl süre ile sosyal güvenlik primlerinin işveren paylarını biz ödeyeceğiz. Böylece okuldan iş hayatına geçişte kolaylıklar sağlamış olacağız. 
 
Ama daha da önemlisi okulunu bitirdiği halde her hangi bir mesleği olmayan gençlere İŞKUR’da mesleki eğitimler düzenliyoruz. İŞKUR’da yapılan mesleki eğitimlerde insanların günlük olarak 15 lira cebine harçlık koyuyoruz. Hem meslek öğreniyorlar, hem de günlük ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ayrıca meslek kurslarını tamamladıktan sonra kendi mesleki alanlarında istihdam edilirlerse onların da 6 aylık süre ile sosyal güvenlik primi işveren paylarını biz ödeyeceğiz. Böylece istihdamda talep yaratacak pek çok tedbiri biz yeniden uygulamaya koyuyoruz.

 

İlginizi çekebilir...

Türkiye İMSAD'ın Yeni Dönem Başkanı Murat Savcı Oldu

Türkiye İMSAD'ın 39. Olağan Seçimli Genel Kurulu'nda, yeni yönetim belirlendi. Türkiye İMSAD'ın yeni döneminin ilk Yönetim Kurulu toplantı...
6 Mart 2026

Alarko Carrier, WEPs İmzacıları Arasına Katıldı

Alarko Carrier, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcı kurum kültürü konusundaki kararlılığını bir adım daha ileri taşıyarak Birleşmiş Milletler Kad...
6 Mart 2026

Alarko'dan Kadın Girişimciliğine Katkı

Kadınların ekonomik hayata katılımı ve yerel kalkınmanın desteklenmesi amacıyla Alarko Holding ve Habitat Derneği iş birliğiyle yürütülen Girişim Öncü...
5 Mart 2026

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

0,859 sn