
MOSTRA CONVEGNO EXPOCOMFORT'ta İhracatçı Firmalarımız Başarıyla Yer Aldı
COPA Isı Sistemleri: Geleceğe Güven Veren Yeşil Dönüşüm Yolculuğu
44. MCE-Mostra Convegno Expocomfort, Küresel Başarıyla Sona Erdi
Buhar Odası ve Isı Borusu ile Isı Yönetimi
Yıl Boyu Helikopter İnişleri için Açık Alan Isıtması
Warmhaus Glowa'yı Yurtiçi Pazara Sundu
|
ULUS YAPI Şirket Müdürü Makine Yüksek Mühendisi Okan Sever: “Dünyada Hangi Gökdelen Betonarme Olarak İnşa Ediliyor?”![]()
Sektörel çalışmalarımız ve görüşlerimizden önce, merak edilen şirketimiz ULUS YAPI’dan bahsetmemiz daha uygun olacaktır. ULUS YAPI, tesisatlarda sismik koruma, titreşim yalıtımı ve gürültü kontrolü konularında uzman mühendislik firması olarak Eren Kalafat tarafından kurulmuştur. Yaklaşık 10 yıldır da kendisiyle beraber çalışmalarımıza başladığımızda, özellikle 1999 yılındaki büyük Kocaeli depreminden sonra ülkemizde deprem bilincini artırmayı öncelikli hedef edindik. Bizler ve şirket yöneticilerimiz ile birlikte bugüne dek konuyla ilgili çok sayıda yerel ve uluslararası makaleler yazıp, Türkiye sınırlarında birçok ilde ve Amerika ile Avrupa’da seminerler verip halen de Makine Mühendisleri Odası’nda, Tesisat Mühendisleri Derneği etkinliklerinde ve hatta firmalara özel eğitimler ve seminerler vermeyi sürdürmekteyiz.
ULUS YAPI, alanında Türkiye’de ve dünyada sayısız proje tamamlamış, ülkemizin mühendislik ihraç eden nadir kuruluşlarından biri olmuştur. Açıkçası müşterilerimizin bize layık gördüğü itibar ve güven, ULUS YAPI’yı alanında rakipsiz kılıyor. ULUS YAPI ekibi olarak bizler, pazardaki liderliğimizi sürdürmek üzere var gücümüzle çalışmalarımıza devam edip, sürekli eğitimler alarak kendimizi geliştiriyoruz. Şahıslarımız olarak sergilediğimiz mütevazi tavrımızın aksine, firmamızın uluslararası platformdaki kurumsal duruşu adına övünç ve gurur duyduğumuzu dile getirmek isterim.
Sizin de söyleşimize başladığımızda dile getirdiğiniz gibi şu anda ULUS YAPI, tüm dünyaya hizmet veren bir konuma gelmiştir. ABD ve Kanada’dan Porto Riko’ya kadar tüm Kuzey Amerika’da, Şili’den Afrika’ya ve Yeni Zelanda’ya kadar tüm Güney Yarımküre’de, İngiltere’den Romanya’ya kadar tüm Avrupa’da, Ukrayna’dan Japonya’ya kadar tüm Asya’da ve Türkiye’den körfez ülkelerine kadar tüm Ortadoğu’da faaliyet göstermekteyiz. Temsilcisi olduğumuz ACREFINE ve GRIPPLE firmalarının, proje ve mühendislik çözüm ortağı olarak yapmış olduğumuz anlaşmalar, üretici firmalarımızın faaliyet gösterdiği bölgeleri genişletmesine yardımcı olup, bizleri de tüm dünyaya taşımıştır. Yıllar öncesinde ABD’de başlayan “Yapısal Olmayan Deprem Koruması ve Titreşim Yalıtımı” eğitim programlarımız üzerine kattığımız, yapısal ve çelik teknikleri eğitimlerimiz ABD’de bu konular üzerine bizleri eğitim seminerleri verecek duruma kadar ileri götürmüştür. Birkaç örnek vermemiz gerekirse; Eren Kalafat 2007 yılında Finlandiya’da CLIMA 2007 konferansı bünyesinde makale sunmuş ve 2011 yılında ABD’nin farklı eyaletlerinde bu konularla ilgili eğitim seminerleri vermiştir.
ULUS YAPI Şirketler Grubu sadece tesisat sektörüne hizmet vermekle kalmayıp, üniversiteler, kamu kurumları, sosyal kuruluşlar ve özel sektör
için eğitim ve test amaçlı deprem simülatörleri yapmaktadır. Kullanım amacı ve kapasiteye göre elektro-dinamik veya servo-hidrolik olarak tasarlanan simülatörler, deprem konusunda kamu bilincini artırmaya yönelik demonstrasyonlardan, sismik izolatörlerin ve yapı bileşenlerinin test edilmesine kadar geniş bir yelpazede farklı amaçlar için kullanılabiliyor. Simülatörlerin tüm bileşenleri, deprem yüklerinin gerçeğe en yakın olarak canlandırılabilmesini sağlamak üzere, alanında dünya lideri olan üreticilerin özel olarak tasarlanmış ürünlerinden seçiliyor. Yazılımları hazırlayan uzman ekip, müşterilerin farklı beklentilerine yönelik çok sayıda simülasyonu kontrol paneline yüklüyor. Kullanıcılara kendi yerlerinde eğitimler veriliyor. Tüm yurtta satış sonrası servis hizmetleri sağlanıyor. Bu konularla ilgili çalışmalarımızı, ULUS YAPI İnşaat Ltd. şirketimiz devam ettirmektedir.
Bu konuların haricinde de son olarak bahsetmek istediğim; sanayide ve inşaat altyapı projelerinde, vibrasyon ve şok kontrolü konularındaki faaliyetlerimiz olacaktır. Uçak, tank, panzer, gemi, denizaltı… Hareket eden her araç, içinde bulunan cihazların belirli şoklara maruz kalmasına sebep olur. Özellikle askeri araçlarda bu cihazların görevleri son derece kritik olabilir; telsizler, GPS donanımları, sensörler ve benzerleri bu şok yükleri altında işlevlerini yitirebilirler. Endüstride ise çok çeşitli ağır makineler çalışmaktadır. Presler, şahmerdanlar, kompresörler ve benzeri makineler, bulundukları yapıyı muazzam titreşim yüklerine maruz kılacak kadar zorlayıcı şartlar altında çalışıyor olabilirler. Böyle durumlarda bu makineler hem kendilerine zarar vermekte hem de çevrelerinde dayanılmaz titreşim ve gürültü sorunlarına sebep olabilmektedirler. Kara ve demiryollarında araçların sebep olduğu yapısal titreşimler, köprü ve viyadük ayaklarında, demiryolu raylarının altlarında özel titreşim alıcılar kullanılmasını gerektirir. Benzer şekilde petrol ve gaz hatları gibi büyük çaplı borulardaki titreşimler de, konsollarda titreşim alıcı kullanımını gerektirebilir. Laboratuvarlarda ve özel amaçlı bazı tesislerde yer alan hassas cihazlar; koordinat ölçüm tezgahları, vakum odaları, sarsma tablaları, mikroskoplar ve benzerleri ancak çevresel etkilerden arındırılmış ortamlarda kullanılabilirler. Böyle tesislerin yakınından herhangi bir aracın veya üzerlerinden bir uçağın geçmesi bile, bu hassas cihazların fonksiyonlarını engelleyebilmektedir. Alanında dünya lideri FABREEKA firmasının Türkiye temsilcisi olarak; havacılık, savunma, otomotiv, ulaşım, madencilik ve ağır makine sanayileri ile inşaat altyapı sektörüne yönelik ürün ve hizmetler sunmaktayız.
Evet, ULUS YAPI’nın tesisat sektöründe pek de bilinmeyen yönlerinden biraz bahsettikten sonra, esas olarak sektörümüz içerisinde yapmakta olduğumuz işlerimizin bilinmeyen yönlerinden ve bunun nedenlerinden örneklerle bahsetmemiz gerektiğine inanıyorum.
Yapmış olduğumuz işin önemini öncelikle birkaç cümleyle özetlemek gerekirse; binalarımızın taşıyıcı sistemlerinin yıkılmalara karşı yeterli dayanımda olması, bu binaların depremlerden sonra işlevlerini sürdürebileceği anlamına kesinlikle gelmiyor. Bir deprem esnasında ve hemen sonrasında can ve mal güvenliğimizi sağlayabilmenin yolu, binalarımızdaki tesisatların ve ekipmanların depremden sonra çalışır vaziyette kalmaları ile mümkün olabilmektedir. Aksi takdirde işlevini yitirmiş tesisatlar yüzünden deprem sonrasında yangınlar çıkacak, acil durum enerjisi sağlanamayacak, hatta tavanlardan kopan tesisatlar düşerek can güvenliğini tehdit edecekler. Her şeyin ötesinde, uluslararası ve yerel yönetmelikler gereğince tesisatlarda deprem koruması yaptırmak yasal bir zorunluluktur.
Bu durum gelin görün ki 1996 yılında Bayındırlık Bakanlığı tarafından yayınlanan “T.C. Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında ki Yönetmelik”te de çok net olarak ifade edilmiştir. Bilindiği üzere bu yönetmelik, uyulması zorunluluğu olan ve bizlerin inşaatlarında uygulanan temel kurallardan oluşmaktadır. Fakat denetim eksikliğinden ötürü 1999 İzmit depreminde maalesef sonuçlar çok net ve acı verici bir şekilde görülmüştür. Bayındırlık Bakanlığımız daha sonrasında deprem konusunu Afet Yönetmeliği’nden çıkartıp, tüm deprem ülkelerinde olduğu gibi ayrı bir Yönetmeliğe dönüştürmüştür. 2006 yılında oluşturulan bu yönetmelik, “T.C. Deprem Bölgelerinde İnşa Edilecek Binalar Hakkında Yönetmelik” adı altında 2007 yılında yürürlüğe alınmıştır. Aynı şekilde bu yönetmeliğimizde de Yapısal Olmayan Donanımların ve Tesisatların deprem koruması maddeleri yer almaktadır.
Üzücü bir örnekle konumuzu biraz daha açmak istiyorum. 2011 Ekim ayında gerçekleşen Van Depremi’nde hepimizin medyadan takip ettiği üzere, göçüklerden çıkartılan yaralılarımız ve hayat mücadelesi içerisindeki vatandaşlarımız, Van hastanelerinde çok büyük çaplı hasarlar olmamasına karşın ilk tedavilerini ambulanslarda ve kurulan acil durum çadırlarında görüp, hemen diğer il hastanelerine sevk edilmişlerdir. Bunun nedeni ise Van’daki hastanelerimizin sistem olarak çalışmamasından kaynaklanmış olmasıdır. Ne ameliyathaneler ne de yoğun bakım üniteleri kullanılır durumda değillerdi. Tablo ortada; hala toparlanamamış bir şehir. Sadece hastaneler değil, bankalar, oteller, gıda ve kıyafet tedarik edilecek AVM’ler, sosyal sürdürülebilirliği sağlayacak sanayi ve iş merkezleri anahtarları çekip durmuşlardır.
Olası İstanbul depreminde ise senaryomuz maalesef çok daha ağır olacaktır. 15 milyondan fazla insanın yaşadığı bu şehirde deprem sonucu oluşacak hasarları gözden geçirmemizde ve acil durum senaryolarımızı bunun üzerine kurmamız gerekliliğini bir daha hatırlatmak isterim. Öncelikle neden İstanbul’da bir deprem beklediğimizi çok basit bir ifadeyle sektörümüze açıklamak isterim. Düşünün ki aracınızla giderken ön camınıza bir taş geliyor ve nokta şeklinde bir çatlak oluşuyor. Aracınızla beraber hareket etmeye devam ettiğiniz sürece o milimetrik çatlak, bir yıl içerisinde karşılaştığı direnç sonucu çatlamaya devam eder ve o zaman zarfında camın değiştirilmesine neden olacak kadar yayılır. Aynı şekilde 1900’lü yılların başlarında oluşan ve özellikle 30 binin üzerinde can kaybına neden olan 1939 Erzurum Depremi’nden sonra günümüze kadar oluşan depremlere baktığınızda, aynı fay üzerinde aracınızın camındaki bir çatlağın ilerlemesi gibi İzmit’e kadar gelmiştir. Aynı fayın Marmara Bölgesinden geçip Yunanistan üzerine hareket ettiği düşünülürse, İstanbul’da bir deprem kaçınılmaz olacaktır. Eğer çok hızlı bir şekilde önlemlerini almazsak, aşağıda belirteceğim yapılardaki sistem çökmeleri nedeniyle ortaya çok korkunç tablolar çıkacaktır.
• Hastaneler, Afet Yönetim Merkezleri, Polis ve Askeri Merkezler, Ulaşım Sistemleri (Havalimanları, Metrolar vb.)
• Okullar, Kamu Kuruluşları, Özel İdareler
• Sanayi Kuruluşları, İş Merkezleri, Oteller, Bankalar
Bu binaları düşündüğünüzde, yeni yönetmeliklerin de zorlamasıyla tabii ki yıkılmamak üzerine inşa edildiği aşikar. Ancak bu binaların
kullanılamaması düşünüldüğünde şöyle ki, kamu kuruluşlarındaki ve bankalardaki tüm veri merkezlerinin çökmesi, acil durum merkezlerinin hizmet verememesi, sanayinin çökmesi, ulaşım ve iletişim merkezlerinin çalışmamasının insanlığı nasıl bir kaosa sürükleyeceğini, önce gelin durun ve sadece bir dakika boyunca siz düşünün...
Bahsettiğimiz üzere genel olarak bir binanın sistemlerinin çalışmaması düşünüldüğünde karşılaşılacak durumlar hayal bile edilemiyor. Son olarak Japonya’nın bu konulara bakış açısını ve yaşadıklarını değerlendirmek bizlere çok önemli yol gösterecektir. Japonya’da 2011 Mart ayında yaşanan depremde birçok kamera kaydını izledik. Yolları bir çarşaf gibi silkeleyen, onbinlerce metrekarelik binaları kibrit kutusu gibi sallayan bu depremde, Nükleer Santrallerinin Soğutma Sisteminin çökmesinin sonucunu, etkilerini tüm dünyada hala yaşamaktalar. Gelin görün ki kamera kayıtlarına baktığınızda vatandaşlar evlerinde veya ofislerinde sakin bir şekilde masalarının yanında durup, TV’lerini veya monitörlerini koruyorlar. Bu şunun göstergesidir; binalarına güveniyorlar çünkü ne yapmaları gerektiğini daha 3-4 yaşlarında yuvalarda, okullarda öğreniyorlar. Biliyor musunuz ki bu depremde camdan atlayıp yaralanarak hastaneye kaldırılan sadece bir tek kişi vardı ve o kişi de bir Türk vatandaşıydı! Büyük yıkımların olmadığı yapılarda, tüm acil durum elektrik sistemleri, jeneratörler ve bunlara bağlı mekanik tesisatlar çalışır durumda kalarak sosyal sürdürülebilirlik sağlanmaktadır. Çok önemli bir konuyu daha belirtmem gerekirse; Japonya’da 65 metreden daha yüksek betonarme binalarda, inşai olarak deprem koruması önlemlerinin alınması büyük Kore Depremi sonrasında yasal olarak zorunlu hale getirilmiştir. Her deprem insanoğlu için yeni bir öğreti, yeni bir veri demektir.
Türkiye sınırlarında inşası gerçekleşen son dönem binalara bir göz attığınızda, 100-200 metre aralığında onlarca bina inşa edildiğini ve tamamen betonarme konstrüksiyona sahip bu binalarda da inşai deprem önleminin alınmadığının ve hatta yönetmeliklerimiz gereğince talep bile edilmediğini görebilirsiniz. Dikkat edin, tüm dünyada hangi gökdelen Türkiye’deki gibi betonarme olarak inşa ediliyor? Belirli bir sönümleme etkisine sahip, elastikiyeti betonarmeye göre daha yüksek olan kompozit ve/veya çelik konstrüksiyona sahip binalar inşa edilmektedir. Eğer betonarme olarak inşa edilmesi gerekiyor ise de temel, ara kat veya çatı katı seviyesinde muhakkak inşai deprem koruması sistemleri kullanılması zorunludur. Her mühendisin firmalarından bağımsız, birçok konuda araştırma yapıp, kendini geliştirmesi çok önemlidir. Aksi halde yanlışlıklar bir zincir etkisiyle ağırlaşarak ve büyüyerek devam etmektedir.
Kısa da olsa yaptığımız işlerden örnekler vererek konuyu toparlarsak; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yatırımı olan Marmaray Projesi’nde doğrudan Japonlara hizmet veriyoruz. Türkiye’de ilklere imza atarak; Finansbank Operasyon Merkezi binasının data kabinetlerinin ve bilişim sistemlerinin bulunduğu katın komple sismik izolasyonunu gerçekleştirdik. Topkapı Sarayı Harem Sergisi’ndeki tarihi eserleri, sismik izolatörlerimizle depreme karşı güvence altına aldık. Doğal Afet Sigortaları Kurumu DASK’ın, halkı deprem konusunda bilinçlendirme amacıyla tüm yurtta dolaştırdığı deprem simülatörünü biz geliştirdik. Kandilli Rasathanesi’nde dünyadaki en büyük pseudo-dinamik deprem test makinalarından birini kurduk. Ülkemizin gururu Aselsan ve Meteksan Savunma gibi nadide firmalara hizmet veriyoruz. TÜBİTAK Sage’nin modernizasyon projesi kapsamında, dünyanın en hassas titreşim yalıtımı sistemi olan pnömatik izolatörlerle F16 jetlerini havada asılı tuttuk.
Sohbetimizi Eren Kalafat’ın, ULUS YAPI vizyonu konuşmasından bir alıntıyla tamamlamak isterim:
“En kıymetli varlığımız, itibarımız. Bize bunu sağlayan tüm paydaşlarımıza; başta çalışanlarımız olmak üzere iş ortaklarımıza, tedarikçilerimize, danışmanlarımıza müteşekkiriz. Bize bu itibarı layık gören müşterilerimiz veli nimetimizdir. Sizlere hizmet için buradayız. Ülkemize hizmet için tüm dünyadayız.”
İlginizi çekebilir... Jeopolitik Belirsizlik Çağında Operasyonel Kale: Endüstriyel Yapay Zeka ile Risk ve Gecikmeleri YönetmekDünya ekonomisi, tarihin en karmaşık ve öngörülemez dönemlerinden birinden geçiyor. Küresel enerji koridorlarındaki gerilimler, tedarik zinciri kırılm... Su Armatürlerinde GürültüSu armatürleri içerisinden suyun akışı esnasında oluşan gürültü seviye olarak zaman zaman rahatsız edici seviyelere ulaşmaktadır. Bu yazıda su armatür... Alev-Duman Borulu Buhar Kazanlarında Yüzeysel Buharlaşma Hızı Limitlerinin Mühendislik Açısından DeğerlendirilmesiAlev""duman borulu buhar kazanlarında su""buhar ara yüzeyinde gerçekleşen yüzeysel buharlaşma hızı, buhar kalitesi ve su sürüklenm... |
|||||||||||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.