
MOSTRA CONVEGNO EXPOCOMFORT'ta İhracatçı Firmalarımız Başarıyla Yer Aldı
COPA Isı Sistemleri: Geleceğe Güven Veren Yeşil Dönüşüm Yolculuğu
44. MCE-Mostra Convegno Expocomfort, Küresel Başarıyla Sona Erdi
Buhar Odası ve Isı Borusu ile Isı Yönetimi
Yıl Boyu Helikopter İnişleri için Açık Alan Isıtması
Warmhaus Glowa'yı Yurtiçi Pazara Sundu
|
ICCI 2011 Organizasyon ve Danışma Komitesi Türkiye Enerji Sektörünü Değerlendirdi![]()
ICCI 2011 – 17. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı’nın organizasyon komitesini oluşturan sektörün güçlü isimlerinin buluştuğu toplantı, 18 Şubat 2011 Cuma günü Swissôtel The Bosphorus’da gerçekleştirildi. ICCI 2011’in ön toplantısının oturum başkanlığını ETKB Müsteşar Yardımcısı-ICCI Organizasyon Komitesi Başkanı Selahattin Çimen yaparken; sektörün iki duayen ismi ETKB Eski Müsteşarı – Uluslararası Enerji Danışmanı Doç. Dr. Yurdakul Yiğitgüden ile Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir ise birer sunum gerçekleştirdiler.
ETKB Müsteşar Yardımcısı-ICCI Organizasyon Komitesi Başkanı Selahattin Çimen açılış konuşmasında: “Bir taraftan kendi bilgilerimizi tazelerken diğer taraftan da tüm bu çalışmaların ICCI toplantısının hazırlığı olduğu bilinci ile bu toplantıların her birinin 2011 Haziran ayında yapacağımız toplantının verimini arttırıcı yönde olumlu etkilerinin olacağını düşünüyorum” dedi. Çimen, krizler ve siyasi yönetimler anlamında çok dinamik bir süreçten geçen Türkiye’nin, enerji sektöründe izlenen politikalarla on yıl öncesindeki hedeflere bir şekilde ulaştığını söyledi.
Selahattin Çimen’in ardından söz alan Teknik Yayıncılık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Bulak, dünyada enerji konularıyla ilgili etkinliklerin ya fuar konseptinde ya konferans konseptinde ya da “be to be” dediğimiz karşılıklı iş görüşmeleri konseptinde gerçekleştirildiğini belirterek, “Bize benzer veya belki de bizim benzemeye çalıştığımız grupta ise fuar+konferans konseptinde yapılıyor. Biz bu yıl, üçünü birleştiren yeni bir konsepte girmiş olduk. Bu sene, hem fuar hem konferans hem de “be to be” görüşmelerini aynı ortamda rahat bir mekanda gerçekleştirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Bu yıl 17’ncisi düzenlenecek olan ICCI 2011’in mekanının değiştiği bilgisini veren Bulak, şöyle devam etti: “Geçen seneki mekanımıza yaklaşık 200-250 metre uzaklıkta, İstanbul Dünya Ticaret ve Fuar Merkezi’nin toplam 6 tane konferans salonun yer aldığı 9 ve 10 No’lu Hall’lerinde gerçekleştireceğiz. Finalde ise sergi alanına eşdeğer büyüklükte bir alanı, konferans ve panel etkinlikleri için ayırma şansına sahip olacağız. Yani toplam 12 bin metrekare içerisinde neredeyse yarı yarıya bir alanda konferans ve fuar düzenleme şansına sahip olacağız. 6 salonda toplam 2650 kişi toplantıları izleme şansına sahip olabilecek.”
Türkiye’nin Birincil Enerji Dengesi
Toplantıda bir sunum gerçekleştiren ETKB Eski Müsteşarı – Uluslararası Enerji Danışmanı Doç. Dr. Yurdakul Yiğitgüden Türkiye’nin kaynak çeşitlendirmesi konusunda eksik olduğuna değinerek, nükleer enerjiye sahip olmak gerektiğinin ve bununla birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarını da artırmanın önemine dikkat çekti. Türkiye’nin 50’li, 60’lı ve 70’li yıllarda yüzde 55 - 60 civarında petrole bağımlı olduğunu, fakat şimdi hem likit üretimini arttırarak hem de doğalgazı devreye sokarak bu bağımlılığını azalttığını ifade eden Yiğitgüden, burada da yüzde 56 civarında Rus doğalgazına bağımlı olduğumuzu belirtti.
Enerji de hep dışa bağımlı olduğumuz konusuna değinen Yiğitgüden: “Biz hep bağımlılıktan bahsediyoruz ama bütün Avrupa Birliği bağımlı durumda. Fakat 2009 krizinde Almanya, 3 ay yetecek kadar gaz stoku yaptı. Bizim ölçümüzde bir ülkenin en az, yıllık gereksinimin yüzde 10’u kadar stok yapabilmesi gerekiyor. Bunun için gerekli yatırımları yapıyor olmamız lazım. Öncelikle depolama altyapısı oluşturmak çok büyük bir fayda getirir” diye konuştu.
Enerji Politikasının Başarılı Yılları
90’lı ve 2000’li yıllarda Türkiye’nin çeşitli alanlarda ve çeşitli coğrafyalarda gösterdiği faaliyetler hakkında Yiğitgüden şunları söyledi: “90’lı yılların sonunda 2000’lerin başında Türkiye’ye aynı anda hem Rusya’dan gaz getirmek için Mavi Akım’ın hem de İran’dan gaz getirmek üzere bir boru hattının yapıldığını ve yine aynı anda Hazar’dan gaz getirtmek üzere Azerbaycan ve Türkmenistan ile anlaşmaların yapıldığını düşünün. Bu çok ince bir politikanın sonucuydu. Bu dönemi, Türkiye’nin enerji dış politikasında çok başarılı bir dönem olarak görüyorum. Yani biz Amerika ile bir araya geldiğimizde, önümüze hemen İran ve Türkiye tarafında döşenen boru hatlarının uydudan çekilmiş fotoğrafları konurdu. Bize, ‘Siz Hazar Birliği için bir yandan bizimle işbirliği yapmak istiyorsunuz ama diğer yandan İran ya da Rusya ile çok yakın çalışıyorsunuz’ denirdi. Türkiye başarılı bir dönem geçirdi. Bunun da kaynak çeşitlendirmesine çok büyük katkısı oldu. Hazar konusunda bazı yanlış anlaşılmalarla karşılaşıyoruz. Türkiye Hazar konusuna ‘Ben buradan çok büyük menfaatler elde edeyim’ düşüncesiyle girmedi. Türkiye’nin bölgenin hem ekonomik açıdan hem siyasi açıdan bağımsızlaşmasına destek vermek için çok yoğun bir çabası oldu. Sayın Özal ile başlayan ve Sayın Demirel ile devam eden bu politikada; biz o ülkenin bağımsızlığı için ekonomik gelişmenin çok önemli olduğuna inanıyorduk. Diğer yandan da pazar ekonomisi ve demokratik gelişmeleri teşvik etmek gerektiğini düşünüyorduk. Demokratik gelişmeden kasıt, batı tarzı demokrasi olmasa dahi hiç değilse hukukun üstünlüğü yönünde adımlar atılmasıydı.” Türkiye’nin, bu çabalarının sonucunu alarak çoklu kaynaklara ulaşır vaziyete geldiğini söyleyen Yiğitgüden: “Hem Bakü –Ceyhan hattı ile hem Güney Kafkasya boru hattı ile doğalgaz getirdik. İki noktada; hem Kuzeydoğudan hem Irak’tan petrol girişi sağladık, gazda da ilk başta sadece Batı’da Trakya’dan gaz girişi var iken Samsun’dan Mavi Akım devreye girdi. Doğubeyazıt’tan gaz girişi oldu. Silivri’deki gazlaştırma tesisine ek olarak Çolakoğlu gaz tesisi kurdu. Ümidim odur ki Irak gazı da bunu destekleyebilecek ve Türkiye’nin kaynak çeşitliliğine çok önemli bir katkıda bulunan yatırım olacaktır” dedi.
90’lı yılların sonlarında Mavi Akım konusunda yapılan tartışmalar ile ilgili Yiğitgüden şöyle dedi: “Neredeyse Mavi Akım üzerinden Türkiye’nin satışının yapıldığı yönünde bir savaş yürütüldü. Gaz Samsun’a geldiği takdirde Türkiye bunu satın alacaktır dedik. Tüm finansman, teknik sorunlar ve her şeyi çözmek zorundasınız ama ben Türkiye’nin uzun vadede önemli bir fayda sağladığına inanıyorum. Olay, biraz da siyasi idi. Şu anda bir uluslararası kuruluşta görev yapan o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı toplantıda bana, Rusya’ya bağımlılığın azaltılması veya artmasının değil birebir Türkiye ile Rusya arasında gaz bağlantısı kurulmasına karşı çıktıklarını kendisi söylemişti. “Gürcistan üzerinden doğalgaz hattını yapsaydınız biz hiçbir şekilde buna karşı çıkmazdık” diye bir ifadesi olmuştu. Sayın Büyükelçi de, o zaman Bakü – Ceyhan müzakeresi sürerken benim, Hazar’dan gelen doğalgaz ve Avrupa’ya doğalgaz taşınmasıyla ilgili projeler konusunda fazlaca faaliyet göstermeme şaşırdıklarını hala ifade ediyorlar. Ama Türkiye üzerinden ne kadar çok gaz geçerse arz güvenliğine o kadar fayda sağlayacağını düşünüyorum. Yalnız biz başlangıçta ana hat olarak, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Hırvatistan üzerinden Avrupa’ya gidecek olan hattı düşünmüştük. Gerek Yunanistan üzerinden İtalya’ya giden gerekse de şu anda Nabucco ismini alan hat, tali hat olarak düşünülmüştü. Sebebi de İtalya’da pazarın çok yoğun bir rekabete sahip olmasıydı”.
İran Yüzünden Piyasanın Liberalleşmesi Durdu
Doğalgaz kanununda öngörülen özelleştirme stratejisinin hala belirsiz olmasının nedenlerinden birinin de İranlılar olduğunu düşünen Yiğitgüden sözlerine şöyle devam etti: “Bütün olay, bu anlaşmazlık süreci içerisinde, İranlılar’ın ‘sizde piyasa liberalleşiyor, biz de kendi boru hattımızı yaparız’ şeklinde Acem küstahlığı göstermeleri sonucunda oldu. Enerji Bakanlığı da bundan çekinerek liberalleştirmeyi durdurdu ve transit rejimin gerçekleşmesini askıya aldı. Yetki tekrar bakanlığa geçti. Artık hepiniz işin içindesiniz, Bakü – Ceyhan ve diğer gaz hatlarının nasıl yapıldığını biliyorsunuz. 15 – 20 yerden müsaadeler alınması gerekiyor. Bunun dışında yüz binlerce sorun var. Yani İran’ın tavrı hiçbir şekilde gerçekçi değil. Türkiye’nin denetim desteği olmadan, bir transit boru hattı döşemek mümkün değil. Ama biz ne yazık ki İran’ın bu tavrı sonucunda bir transit rejim sahibi olamadık. Liberal doğalgaz boru hattı piyasası, bir hab olmak istiyorsak olmazsa olmazlardandır. Çünkü bir tekel piyasasının hab şeklinde çalışması mümkün değil. Sonuçta o piyasada; saatlik, günlük, haftalık, aylık, yıllık ticaretler yapılacak. Onun için sizin gaz ticaretini teşvik eden bir mevzuat ortaya koymanız lazım. Dolayısıyla bu hususun, doğalgaz kanunu değişikliğinin beklendiği bu günlerde dikkate alınması lazım. Eğer BOTAŞ’ın peşinden gidip, onların istediği gibi bir kanun yapacaksak, o zaman Türkiye’yi gaz alanında bir hab yapacağız iddiasından vazgeçmek gerekiyor”.
Yiğitgüden çapraz sübvansiyonun bu sektör için olumlu olmadığını düşünürken Türkiye’de elektrik kullanımının pahalı olması konusunda şunları ifade etti: “Uluslararası Enerji Ajansı’nın rakamlarına bakıldığında ortada olan durum şu: Türkiye’de konutlar ucuz elektrik kullanırken sanayi pahalı elektrik kullanıyor. Eğer bu piyasa serbestleşirse çapraz sübvansiyonlar kalkarsa üretici otomatik olarak büyük tüketiciye daha uygun fiyatta elektrik satacaktır”.
Şimdiye kadar hiç kimsenin bahsetmediği bir konuya değinmek istediğini söyleyen Yiğitgüden şunları belirtti: “Herkes Türkiye’nin yurtdışına bağımlı olduğunu söylüyor. Hiç kimse çıkıp da taşkömürü sektöründeki duruma bakmıyor. Türkiye, taşkömürünün yüzde 10’nunu üretiyor, yüzde 90’ınını ithal ediyor. Bu durumun ortadan kalkması için çok fazla çaba olduğunu da söyleyemeyiz. Zaten 2003, 2004, 2005 yıllarının rakamlarına baktığınızda olayın çok daha kötüye gittiğini görürsünüz. Zonguldak havzasında rödevansta çalışan özel sektör firmaları devreye girdi. Onlar üretim artışını biraz düşürdüler. Şimdi iki önemli husus var: 11 milyar kilovat saatlik üretim potansiyelimiz var. Bunun yüzde 32’si işletmede. Kamu eliyle yapılan kömür üretimiyle bu fiyatlarla piyasada rekabet edilecek elektrik üretmek mümkün değil. Bu sene taşkömürü kurumu için bütçeye konan sübvansiyon 294 milyar dolar. Her yıl eline de yatırım için 5 trilyon veriliyor ama hiçbir gelişme yok”.
“Isıtmada Güneş Enerjisi Kullanımı Şart Olmalı”
Yiğitgüden, rüzgar enerjisi konusundaki görüşlerini ise şöyle açıkladı: “Rüzgar enerjisinde 20 bin megavat hedefine, sisteminin bu şekilde çalışması durumunda biraz zor ulaşılacağına inanıyorum. Eti’nin yatırım yapması lazım. Jeotermalde 600 megavat elektrik hedefi, gerçekleşecektir ama asıl önceliğimizin ısı olması lazım. Bu ısı, Türkiye’de kullanılan gazı ve petrolü azaltacak. Güneş ısısında da sürekli fotovoltaik’i tartışmak yerine, -ki fotovoltaik ve konsantre güneş tesisleri elektrik üretimi için çok önemli- öncelikle ısı potansiyelimizin kullanması lazım. Bugün Güneydoğu’da hemen hiç ısıtma amaçlı güneş enerjisi kullanılmıyor. Bu şart olarak koşulabilir. Örneğin: İsrail’de, 7 metre yüksekliğe kadar tüm binalardaki su ısıtma sisteminde güneş enerjisinin kullanılması mecburidir.”
Nihat Özdemir: “Dünyanın enerji devleri içinde 7-8 tane Türk grubu olması gerekiyor”
2010 yılında ülkemizde elektrik üretim ve tüketiminin 2009’a göre yüzde 8’e varan bir artış göstermesinin ve geçtiğimiz Ocak 2011’deki verilerde ise, elektrik tüketiminin 2010 yılının Ocak ayına göre yüzde 12 -13 mertebelerinde artmasının enerji sektörünün krizden çıktığını gösteren kanıtlar olduğunu belirten Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir: “Sektör hızla büyümekte ve bu büyümenin de ülkemizin üretim hedeflerine baktığımızda 2015’te 300 milyar, 2020’de 400 milyar, 2023’te ise 500 milyar kilovat saat olması beklenmektedir” dedi. Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “500 milyar dolar ihracatımız ve buna bağlı olarak 750 milyon dolar ithalatımız olacak. 1,5 trilyon olar gayri safi milli hasıla ve 100 milyonu aşan bir nüfus beklenmekte. Bu rakamlara baktığımız zaman, Türkiye, 2023 yılında 500 milyar kilovat saat enerjiyi bulacak ve bunu da tüketecek. Tabi, biz bunları görüyoruz da yabancılar görmüyorlar mı? Türkiye pazarında, dünyanın en büyük enerji devleri yer almak istiyor. Biraz daha fırsat versek bu konudaki çok büyük oyuncuların, Türkiye’ye geleceğine inanıyorum ama bazı önemli sıkıntılar olduğundan dolayı şu anda Türkiye’yi gözlemekteler. Türkiye enerji piyasasının üretimde ve dağıtımda olmak üzere, şeffaflaşmasını, düzenlenmesini ve karanlık noktaların ortadan kalkmasını bekliyorlar. Dünyanın enerji devleri içinde 7-8 tane de Türk grubunun olması gerektiğine inanıyorum”.
“Üç Çeşit Dengeli İş Modeli”
Yakıt çeşitliliği önemine değinen Özdemir: “Yalnız hidrolikte kalmamız gerekmez. Termik, rüzgar, jeotermal gibi çeşitlerde de faaliyetlerimizi arttırmamız gerekiyor. Özetle, enerji şirketlerinin optimum varlık çeşitliliğini geliştirmesi; coğrafya çeşitliliğine ulaşması ve düzenlemeye tabi ve serbest varlıklar arasında uygun bir ilişkiyi tutturması gerekiyor. Dünya enerji modellerine baktığımız zaman üç çeşit dengeli iş modelinin mevcut olduğunu görüyoruz. Özellikle üretimin varlığında dengeli varlık modeli; dengeli ticaret modeli, yani dengeli dağıtım ve toptan elektrik satışı modelinin kurulması lazım. Üçüncü olarak dengeli perakende modelinde de dağıtımın çok önemli görevinin olması gerekli. Avrupa’ya baktığımız zaman Fransa’da EDF, Almanya’da E.ON ve RWE, Belçika ve Fransa ortaklığında SUEZ, İspanya’da Iberdrola gibi enerji devleri, birden fazla iş modelini uygulayıp hem üretici hem dağıtıcı hem de toptan perakende satıcı görevlerini üzerlerine alarak, baş ve son kısmın her ikisinde de dengeyi sağlayabilmektedirler” dedi.
Elektrik piyasasında üretim faaliyetinde bulunmak üzere hidroelektrik santrallerinin yapımının, DSİ ile imzalanan su kullanım anlaşması çerçevesinde, özel sektör yatırımcılarının üstlenmesinin en pratik yol olduğunu belirten Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada en önemli konu, devletin hidrolik santrallerine baktığımız zaman, yapım süresini çok uzun olduğunu görmekteyiz. Kızılırmak üzerinde Obruk’ta 2 megavat gücünde bir hidroelektrik santral inşa ettik. Bu projeyi 14 yılda bitirebildik. Kamulaştırılması, ödenek tedariki, makine ekipmanı için üç defa ihale yapıldı üçüncüsünde Çinliler aldı. Bunlar, devletteki bürokratik zorluklardan dolayı oldu. Ama biz özel sektör olarak, 1 milyar kilovat saatlik, 270 megavat gücünde, 18 milyon metreküp dolgu su ve 500 bin metreküp bir betonu olan bir barajı, kamulaştırması ve projelendirmesi dahil 3 yılda tamamladık ve hizmete açtık.
Demek ki devletin bu işlerin yapımcılığından bir an önce çekilmesi lazım gerekmektedir. 1 milyar kilovat saatlik bir hidroelektrik santral devreye girerse ne olur? Türkiye’nin 1 nolu önemli ekonomik problemi Türkiye’nin cari açığıdır. Cari açığın neden geldiğine baktığımızda da, birinci kalem olarak enerjiden olduğunu görmekteyiz. Enerji dediğimiz nedir? Ham petrol ithalatı ve ikincisi de doğalgaz ithalatıdır. Eğer, bu 1 milyar kilovatlık üretim bir doğalgaz santralinden karşılansaydı, yılda 200 milyon metreküp doğalgaz ile karşılanabilirdi. Bugünkü fiyatı belli olduğuna göre her yıl 70 milyon dolarlık daha az gaz ithal edecektik. Bu santralin 50 yıllık bir işletme süresi olduğunu düşünürsek eğer, sadece doğalgazdan bugünkü gerçek fiyatlarla tasarrufumuz 3,5 milyar doları bulmaktadır. Kömür olsaydı ne olurdu? Her yıl yurtdışından 1 milyar kilovat saat enerji elde etmek için 400 milyon ton kömür ithal etmek gerekiyor. Bu da yılda 50 milyon civarında bir para eder. 50 yıllık masrafına baktığımız zaman kömürden yapılacak tasarrufun da bugünkü rakamlarla 2,5 milyar doları bulmaktadır. Yani biz bu projemizi tamamladığımız zaman, Türk ekonomisine 50 yıl içerisinde 3,5 milyar dolara ulaşan bir tasarrufu katkı olarak sunmuş olacağız”.
“Yeni Nükleer Santraller İhale Edilmeli”
Türkiye’de 2023 yılında 500 milyar kilovat saat enerji tüketilecekse bu enerjiyi Türkiye’nin üretmesi gerektiğini söyleyen Özdemir şunları anlattı: “Bakın kaç yıldır bir tane nükleer santral kurmak için görüşmeler devam ediyor, ihaleler oluyor. Güneyde yapacağımız nükleer santralin altyapısını bitirdik ama üst yapıda henüz bir gelişme yok. Bir an önce, 2011 yılı bitmeden evvel üç tane daha nükleer santral ihale etmemiz lazım. Bunların kurulu güçlerinin de en az 4 bin megavat olması lazım. Bu santralleri ne kadar hızlı yaparsak yapalım, yapım süresi 7-10 yıl arası sürecek. Geç kalıyoruz. Bir an önce yapmamız gerekiyor. Dünyadaki en pahalı şeyin olmayan elektrik olduğuna inanıyorum.”
Sunumların ardından soru cevap bölümünde dinleyiciler ile görüş alışverişinde bulunuldu. Toplantının ikinci bölümünde ise, sektörün genel durumuna özetle, ICCI 2011’de atlanmaması gereken hususların altı çizilerek, öneriler görüşüldü.
İlginizi çekebilir... CF Ashgabat 2026, Türkmenistan'da Kapılarını AçtıSo Fuar tarafından organize edilen CF Ashgabat 2026-Uluslararası İnşaat ve Enerji Fuarı, Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'ta bugün kapılarını ... Boiler Summit 2026: Karar Vericileri ve Saha Uzmanlarını Bir Araya Getiriyor17-18 Haziran tarihlerinde Makina Hangar'da gerçekleşecek Boiler Summit'te, teknik performans odağında iki gün boyunca alanında uzman isimleri... İzocam, Bayileriyle "Köklerimiz Bir, Gücümüz Birlikte" Mottosuyla Antalya'da Buluştuİzocam, 26'ncı Uluslararası Bayi Toplantısı'nı Antalya'da gerçekleştirdi. "Köklerimiz Bir, Gücümüz Birlikte" mottosuyla düzenlen... |
|||||||||||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.