E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Atatürk (10 Kasım 2011)

Atatürk (10 Kasım 2011)

5 Ocak 2012 Perşembe | GÖRÜNÜM
192. Sayı (ARALIK 2011)
136 kez okundu

Atatürk (10 Kasım 2011) GÖRÜNÜM
Atatürk, dünyada eşi görülmemiş bir liderdir. Cahil bir toplum üzerine kurulmuş bu düzen içinde  ülkeyi bugünkü duruma getirmiştir. Öncelikle zayıflayan ve her gün gerileyen Osmanlı Yönetimine son vermiş, gözlerimizi batı medeniyetlerine çevirmiştir. Dindar bir toplumu da laik bir ülkeye yönelik şeriat hükümlerini kaldırıp medeni hukuka yönlendiren odur. Ayrıca Harf Devrimi, Kıyafet ve Şapka Devrimi yaparak bizleri batılaşmaya çalıştıran Atatürk olmuştur. Kısa yaşamında bir asker olarak kazandığı savaşlara karşın, Harp sonrası “Yurtta sulh cihanda sulh” sloganı da medeniyete yönlendirmiştir. Ayrıca “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözleri ile ulusun gidişatını şekillendirmiştir. Ben Atatürk’ün ölümünü 6 yaşımdan bu yana hatırlarım Ölümü Akşehir’de meydan hoparlöründen yayınlanmıştır. Ayrıca Anıtkabire naklini hatırlarım. Çankaya, Mudanya ve İstanbul Müzelerini gezdim. Gömlekleri, kravat iğnesi, bastonu, yüzüğü hep zarafet örneği sayılır. Misafir devlet adamlarının ona olan sevgi ve saygısını hatırlarım. Hiç bir liderin ölümü bir ülkede bu kadar üzüntü yaratmamıştır. Dini inançları nedeni ile kendisine karşı olanlar mevcut olmakla beraber bunların hiç biri 60 yaşını aşmamış, onun ülkeye yaptıklarına şahit olmamıştır. Kendisi demokrasiyi savunurken onun demokrat olmadığını iddia edenler mevcuttur. Ancak totaliter bir rejimden demokrasiye geçişte karşılaşılacak zorlukları takdir etmek gerekir. Bu da O’nun, İnönü’nün, Celal Bayar’ın ve Menderes’in dönemini yaşamakla mümkündür. Bu yönleri ile Büyük Önder ele alındığında gözleri yeni açılan cahil halkın medeni yaşamında, topluma ve eğitime katkıları çok iyi anlaşılır. Cenabı Haktan kendisine rahmet dileriz. Nur içinde yatsın. 
 
Deprem
Ülkemizin deprem kuşağında olması nedeniyle her iki üç yılda bir 6-7 şiddetinde bir depremle karşı karşıya kalmakta bu yüzden can ve mal kaybına uğramaktayız. Van, Bitlis, Erzincan, Adapazarı, İstanbul gibi 1. deprem yörelerinde olabilen bu tabii afet karşısında toplum aciz durumdadır. Bilim ve teknolojiye dayalı bir ülke olarak bu tip depremde husule gelen birim hasar kaybına karşı 100 katı zayiat vermemiz çok üzücüdür. Deprem yönetmeliği ile alınabilecek önlemler tek tek yazılı olmasına karşın yapı inşasında sağlıklı tedbirler alamamakta, uygulama ve denetimde büyük yanlışlıklar yapmaktayız. 
 
Van ve çevresinde olan bu felaket bizlerin gözleri önüne sorunları bir kez daha sermiştir. Yıkılan yapılar içinde Kamu yapıları öncelikli gelmektedir. Demek ki devletin ihale sisteminde bir yanlışlığı bulunmaktadır. Büyük bir yurt binası komple çökmüş ise onun kolon, kiriş ve perdelerinde bir sorun var demektir. Çimentosu bozuk, demiri eksik yapıların denetimi kamu görevlilerinden önce sorumlu sigortanın uzman yetkilileri tarafından periyodik kontrol ile yapılmalıdır. Bunun dışında deprem teknolojisi geniş bir alana yayılmıştır. Tüm bu tedbirler alınmadan yapıda oturma izni verilmemeli, yapılar kullanıma açılmamalıdır. Richter üstü 7 olan bir depremde ileri ülkelerde 20-30 ölü veren Japonya ve Amerika’ya karşı bizdeki zayiatın 1000 kişiye ulaşması çok üzücü ve anlamlıdır. 
 
Deprem; bütün acıları, büyük kayıpları, yanı sıra, toplumsal noksanlarımızı sergilemektedir. Sokaklarda acı içinde yaşayan yüz binlerce felaketzede kendisine güven verecek devlet gücünü, bilim toplumu desteğini, inanç huzurunu aramakta. Milletin maddi, manevi yardımları, moral destekleri düzensiz bozuk organizasyonla yetersiz kalmakta, devlet hizmetleri istenilen düzeyde felaketzedelere erişmemektedir. Toplu yaşam düzeyimizdeki eşgüdümsüzlük; kurumlara, sivil toplum kuruluşlarına, dernek, birlik ve odalardan üniversitelerimize kadar yansımış, bu arada artçı depremlerle kilitlenen telefonlar, kesilen elektrik, kapatılan ulaşım bu krizide yaşadığımız ülkenin zorluklarını göstermiştir. Çadır kentlerde tuvalet, banyo, sıcak su, mutfak imkanlarının olabileceğine devletin üst görevlisi dahi inanmamaktadır. 
 
Ayrıca deprem vurguncusu kol gezmekte, bu nedenle vatandaş göçük evinin önünde nöbet tutmaktadır. Bunlar bilimsel olmayan toplumun cehaletini sergileyen acı görüntüler olarak sergilenmektedir. Gerilmiş ortamın çarpıcı görüntüleri içinde günah keçisi olarak suçlanan bir kaç müteahhit; yanısıra bugünlerde TV görüntülerinde bir profesörün açık bir şekilde biz üniversite mezununa diploma veririz söylemi diploma ile mesleği yapabilir anlamında değildir. Üniversiteler öğrencilerine temel bilgileri verir. Kaynakları gösterir, hedefleri belirler şeklindeki söylemine karşın müteahhitler biz zaten mühendis yetiştiriyoruz inancı ile ustalığı tarifi de yanlış bir yaklaşımdır. Tamir onarım yapım hizmetleri de alışıla gelen sistem içinde organize ihalelere dönüşmüş bulunmaktadır. Dolayısıyla hemen alışık olduğumuz mutat sorgulama usullerine yönelmiş bulunmaktayız. Suçlu arayışı önce müteahhitlere, sonra mimar ve mühendislere yönelmiş durumda olup sorunun çözümü denetim ve kontrol sistemleriyle ağırlık kazanmıştır. Ancak doğru üretimi arayan, uzmanlığı sorgulayan, yasa eksikliklerine parmak basan her bir görüş yok sayılır, daha doğrusu suçlunun hepimizin olduğunu, toplum olarak kimse fark etmemiş durumdadır. Ancak son sıralarda devlet konuya daha ciddi bir şekilde bakmaktadır. Özellikle Van ve çevresi ile İstanbul bölgesinde yapılan hazırlıklar ve yaklaşımlar ümit vericidir. 
 
Uluslararası Düzeyde Tasarım
Öncelikle tasarımcının lisan bilmesi şarttır. Ancak ileri düzeyde lisan bilen bir mühendis hiç bir şekilde bizim sektörde çalışmaz. Çünkü kazancı yetersizdir. Ülkemizde yurtdışına proje yapan şirketlerin sayısı çok azdır. Bunların proje bedelleri ise yurt dışındaki yabancı tasarımcılarının fiyatlarının beşte biridir. Bununla beraber proje tek başına yapılmamakta bir ekip olarak proje müdürlüğü ile çalışılmaktadır. Bu anlamda proje yapan bir büronun ülkemizde olduğunu zannetmiyorum. Dolayısıyla bilgi olarak bu düzeye gelmedikçe proje yapamayız. Bunun için vergi indirimi, projenin yapımı gibi teşviklerin yararı yoktur. Ayrıca tasarımcının saygınlığı gerekir. Müteahhidin altında proje yapan ekip saygın olamaz. Saygınlık için müteahhitlerin kendi içlerinde bir eleme gerekir. Eskilerden arınıp yeni uygulayıcılar türemelidir. Diğer önemli bir nokta bugüne kadar ayrılan mimar, statik, mekanik tesisat, elektrik ayrımları ortadan kalkmaktadır. Proje bedelleri için kullanılan oranlar da yanlıştır. Özellikle tesisat projesinin kendi içinde ısıtma, havalandırma, klima, yangın, egzost havalandırma, duman egzost, mutfak, çamaşırhane, özel tesisat ayırımları ayrı ayrı sorumlu uzmanlar tarafından belirli ücretlerde yapılmalıdır. Ancak bu detaya inildiğinde içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya kalırız. 
 
Bir proje bürosunun bu anlamda proje yapabilmesi için farklı uzmanlardan oluşan minimum 12-20 mühendis yanı sıra en az 5 ressamdan oluşması gerekir. Böyle bir kadronun yönetimi çok zordur. Bu duruma gelmiş bir tasarım bürosunun da ülkemizde kolayca iş bulabileceğine inanmıyoruz. Bu büroların proje kontrolü de benzer düzeydeki 20/30 kişilik müşavir şirketleri tarafından sorumluluk alınarak yapılması gerekir. Dolayısıyla bir tasarım hizmetinin gerçek değeri verilerek hizmeti yüklenenlerin sorumluluğu olması zorunludur.
 
Bu anlamda mühendis ve makinanın Ekim 2011 gün ve 621 sayılı dergilerinde Amerika, Almanya, Hindistan ve İtalya yanı sıra Avustralya ve İsrail’deki makina mühendisliği eğitimi makalelerini yayınlamış bu makalelerle mesleğin önemi sergilenmiştir. Özellikle MÜDEK Akreditasyon Ölçütleri, onların önemi ve en sık rastlanan yetersizlikleri okurken odamızca yayınlanan lisans eğitimi, özel bilgi ve deneyimlerdeki eksikliklerimiz görülmektedir. Dolayısıyla meslek uygulama alanlarımızın düzenlenmesi, yurtdışından kalitesiz ve tek yanlı hizmet sunumuna karşı mühendislerimizin korunması amaçlanmalıdır. 
 
Prof. Dr. Mustafa İnan (İTÜ)
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)’nin en çok değer verdiği rahmetli hocası Prof. Dr. Mustafa İnan’ın doğumunun 100. yıldönümünde düzenlenen anma toplantısına Rektör Prof. Dr. Muhammed Şahin tarafından davet edilmenin onurunu duymaktayım. Prof. Dr. Mustafa İnan, İTÜ Mezunu bir çok mimar ve mühendisimizin sevdiği, saydığı ve gurur duyduğu bir bilim adamıdır. Bizlere 1952 yılında kısa bir dönem mukavemet dersine gelmişti. Mütevazı bir saygınlıkla ders anlatışını hiç birimiz unutamayız. Hepimiz not tutarken onunla rezonansa girip konuyu tam kavrayan birer öğrencisi olduk. O zaman bile uluslararası düzeydeki şöhreti bizlere intikal etmişti. Kendisi önce Adana Lisesinden çok iyi notlarla birinci olmuş bir insan olarak bizlere tanıtıldı. Ayrıca İngiltere’deki başarılarından bahsedilirken şöhretinin bütün dünyaya yayıldığını anlamıştık. Mukavemet ve mekanik bilimi yanı sıra Fuzuli’yi en iyi bilen, Türk musikisini en iyi anlayan bir hoca olarak kendisini tanıdık. Değerli asistanları ve doçentleri ile kürsüsünü zenginleştirmiş olan bu kıymetli hocayı hepimiz saygı ile anarak hakkında yazılı kitapları zevk ile okuduk. Özellikle “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı kitap bir sürü özelliğini gözlerimiz önüne sermiştir. Doğumun 100. yılı nedeniyle bu değerli bilim adamını saygı ile anar, kendisine Allah’tan rahmet dileriz. 
 
Bürokratik Engeller
Sayın Başbakan iktidarda olduğu yaklaşık 10 yıl içinde sürekli bürokrasi ve onun engellerinden şikayet arzulanan sonuca  etmiştir. Tamamen haklı olduğu bu konuda halen varılamamıştır. İnsanı deli eden yaptırımların envai türlüsü bürokraside görülür. Şimdi halen bir çok konuda bu uygulamalar sergilenmektedir. Örnekler çok fazla verilebilir. Şöyle ki; bir konuda harç pulunu işlemin yapıldığı yer yerine maliyeden almak zorunda kalırsınız. Ayrıca bir çok hizmette sizi bizzat görmek isterler veya vekaletname vermek zorunda kalırsınız. Bunlar dışında onay, tetkik işlemlerinde karşınıza bir sürü işlemler çıkabilir. Özellikle alışılmış prosedürleri değiştiren yönetmelik ve kararlar her an karşınızdadır. 
 
Bu tür işlemleri uygulayan kurumlar, kuruluşlar ve kişiler de mevcuttur. Örneğin İmar ve Yapı Denetim Yasası gereği meslek odaları size bu alanda çalışıyor anlamında yazı vermesi gerekirken, onaylı mimari ile sizinkini inceler, hesap formatlarına bakar ve onaylar. Bu onaylar hiç bir zaman proje onayı ve tetkiki değildir. Sırf odaya kayıtlı olduğuna dair belgeni proje vizesi anlamında ele alıp vize ücreti tahsil etmek amacıyla yapılır. Kimse odaya yanlış yapıyorsun diyemez. Ayrıca avan proje içinde hiç çekinmeden uygulama ve detay isteyebilir. Ayrıca buna ilave olarak teknolojik projede talep edebilir. 
 
ASKİ gibi müesseselere onaylattırılan sıhhi tesisat projelerinde öncülük su saati bağlantısı ve drenajdır. Şayet bunu projede işlemediyseniz tekrar yapıp ve komple projeyi akordiyon bastırıp onaya sunarsınız. Bu şikayet örneklerini çoğaltıp yüzlerce uygulama gösterebiliriz. Tasarım ve onay bölümünden hiç kimse çıkıp bunun şikayetini yapamazlar. Çünkü çekinirler, bildikleri yöntemler ellerinden alınır. Ayrıca iskan müsaadelerinde bizzat sizi görmek isterler, vekalet verdiğiniz avukatı dahi kabul etmezler ancak yerinize biri ben oyum diye gider ve onları kandırırsa sorup soruşturmadan onay verebilir. 
Demokrasilerde Anayasada insan hakları önce gelir. Beyan esastır, eğer yanıltıcı beyanda bulunursanız cezası çok ağır olur. Bu anlamda insanlar birbirlerine inanmalı ve yalan söylememelidir. Öyle ki yalan söylemenin cezası çok büyük olursa bireyler bu uygulamaya  çabuk alışabilir. Örneğin Avrupa’da trafikte kırmızı ve sarı ışıkta geçilmemesi gibi. Ancak bizim toplum olarak çok büyük engellerimiz mevcuttur. Bunları kademe kademe düzene koymamız gerekmektedir.
 
Yaşamdaki Işıklar
Hiç tahta bavulunuzun iç kapağına içindekiler; 6 çorap, 10 kilot, 8 atlet, 6 gömlek diye yazılmış mıydı? Benim 11 yaşımda parasız yatılı Çorum’dan, Niğde Ortaokuluna giderken yazıldı. Annem de içine naylona sarılı peksimet koymuştu. Onu da Niğde tren garından okula getiren faytoncu açıp aldı. 14 yaşıma kadar Niğde’de kaldım, o kadar çok elma yemiştim ki bıkkınlıktan uzun zaman bu meyveyi yemedim. Okulun en üst katında yatardık. Öğretmenlerimiz çok iyiydi. Bütün parasız yatılılar çok çalışkan olduklarından Teknik Üniversite, Siyasal Bilimler, Ankara Üniversitesi Tıp, Veteriner ve Zıraat Fakültelerini bitirdik. Kimi vali, kimi müsteşar, kimi doktor, kimileri ise mühendislik tahsili yapmış bu arkadaşlar ülke çapında isim yapmış önderlerimiz olarak kalmıştır. Akılda kalan güzellikler okuma dönemimdeki başarılar olmuştur. Okul sonrası mühendisliğin altın dönemini yaşadık. Özel kesim iş veremediğinden kamu kurumlarına yöneldik. Hepimiz hemen hemen genel müdür maaşı alıyorduk. Memur babalarımız 250-300 TL alırken bizlerin 1000 TL alması ailelerde bir övünç yaratıyordu. 30 ila 40 yaşlarımız en başarılı dönem olmuştur. Ayrıca 1950 seçimleri ile gelen dönem bizlere çok büyük imkanlar kazandırmış, bizleri deneyimli birer uzman yapmıştır. Bu anlamda bir bilen olarak binlerce proje yaptım, yüzlerde mimarla çalıştım. İş verenlerimiz hep tanınmış mimarlar, müteahhitler ve kamu kuruluşları ile üniversiteler olmuştur. Özellikle T.C. İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın yanı sıra ODTÜ, Bilkent Üniversitesi’ne yüzlerce proje yaptım. Bilgimi becerimi kanıtladım. Öyle ki bazı iş verenlerim sözlerini yönetmelik gibi sağlam designer diye beni övdüler. Bilgi ve tecrübemi Tesisat Mühendisleri Derneği’ni kurarak genç meslektaşlarıma aktardım. Teknik dergilerdeki makalelerim 500 adedi geçti. Çoğu teknik olan yayınlarım son yıllarda deneyimlerin aktarımına yöneldi. Öyle ki Avrupa Birliği hakkındaki bir yazı hakkında emekli bir büyükelçinin tebrikleri bizleri onurlandırmıştır. 
 
18 yaşında İstanbul’u tanımanın mutluluğunu yaşadım. Haydarpaşa’dan Karaköy’e geçerken vapur ile yapılan yolculuğun tadını unutamam. Karaköy’e yaklaşırken Sarayburnu, Sirkeci ve Haliç’in güzelliği aklımdadır. Karaköy’den Gümüşsuyu’na geçerken bindiğin otobüsün hazzını hatırlarım. Gümüşsuyu yurdundaki rahatlık beni mutlu etmiştir. 
 
Her gün Beyoğlu’na çıkışın güzelliği, cennet bahçesinin konforu, Dolmabahçe Sarayı hep güzellikler ile dolu idi. Yurttan Taksim gazinosunda şarkı söyleyen Celal İnce’yi dinlerdik. Üniversitenin kütüphanesi bambaşka bir özellik ve güzellik taşıyordu. Bütün bunları hatırlayıp birine nakletmek arzusunu duymuşumdur. Türkiye’nin en meşhur terzisi Kambur İzzet’e elbise diktirtmenin garip mutluluğu zaman zaman beni şımartmıştır. Beyoğlu’nda ve Gümüşsuyu’nda Yahya Kemal’i seyredenlerdenim. Tanca’dan 30 TL’ye ayakkabı almanın sofistike zevkini duyardım. Osman Bey’den Tophane’ye 15 kuruş bedelle dolmuş ile giderdim. İstiklal Caddesi’nde Salih Efendi Lokantası’nı hala severim. Gümüşsuyu’nda Rus lokantalarında borç çorbası, hünkar beğendi ve çilek hoşafı içerdik. Bunun gibi parasız dönem benim de hep mutlu dönemim sayılır. Evlilik yanısıra çocuklarımla mutlu olmuşumdur. Oğlumun, kızlarımın doğumu hep bana umut vermiştir. Eğitimleri, bakımları hep mutlu etmiştir. Özellikle torunlarım bana bambaşka bir zevk tattırmıştır. Halen bu zevki duymaktayım. Aile hayatım, sosyal yaşam, dostlarım beni hep ayakta tutan unsurlar sayılır. Ne güzel yaşadım, Allah’a şükürler olsun dediğim anlar çok olmuştur. Halen de bu ışıklara doymuş sayılmam. Güneşi, göğü, toprağı ve suyu hep sevdim. Ve seveceğim Allah herkese bu mutluluğu yaşatsın. 

 


İlginizi çekebilir...

Mekanik Tesisat Projeleri

Cumhuriyet devrinin reformları içinde kültürel kimliğimizi, bilim ve teknoloji hedefleri ile gösteren önderimiz büyük Atatürk'tür. Sınırsız bir ge...
13 Şubat 2013 Çarşamba

Mesleki Gelişim

Bir ihtisas derneği olarak kurulmuş olan TTMD, 1993-1995 döneminde özenle seçilmiş, profesyonel meslektaşlarımızdan oluşan 70 üyeli saygın bir sivil t...
18 Aralık 2012 Salı

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.