Dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer alan İ.T.Ü. İklimlendirme sektöründe hem firma sahibi-yatırımcı-sanayicinin, hem de sektörün kanaat önderi nice profesyonelin mezun olduğu bir okul. Makine Fakültesi bu kaynağı üniversite-sanayi işbirliği için yeterince değerlendirebiliyor mu? Prof. Dr. Seyhan Uygur Onbaşıoğlu: İTÜ’nün iklimlendirme sektörü açısından gerçekten çok özel bir konumu olduğunu düşünüyorum. Sektörün kuruluşunda ve gelişmesinde rol almış çok sayıda sanayici, yönetici ve meslek insanı İTÜ Makina Fakültesi mezunu. Dolayısıyla burada yalnızca klasik anlamda bir üniversite-sanayi işbirliği potansiyelinden değil, uzun yıllar içinde oluşmuş çok güçlü bir insan kaynağı ve kurumsal ilişkiler ağından söz ediyoruz. Buna rağmen bu potansiyelin bugün yeterince değerlendirildiğini söylemek güç. Elbette üniversite ile sektör arasında projeler, danışmanlıklar ve çeşitli işbirlikleri yürütülüyor. Ancak sektörün geçirmekte olduğu teknolojik dönüşüm dikkate alındığında, ilişkinin daha sistematik, uzun vadeli ve araştırma odaklı hale getirilebileceğini düşünüyorum. Bu durum önceki sorularda konuştuğumuz konularla da ilişkili. Isı pompaları, elektrifikasyon, düşük karbonlu bina ve enerji sistemleri, yeni soğutucu akışkanlar, enerji depolama, ileri kontrol, CFD, sistem modelleme, yapay zekâ ve dijital ikizler önümüzdeki dönemde HVAC-R sektörünün teknoloji gündemini belirleyecek. İTÜ gibi araştırma kapasitesi yüksek bir üniversitenin sektörle ilişkisinin de ağırlıklı olarak bu geleceğin teknolojileri etrafında kurulması gerektiği kanısındayım. Sektörün deneyimi, üretim gücü ve gerçek mühendislik problemleri ile üniversitenin temel bilim ve araştırma birikimi bir araya geldiğinde her iki taraf için de çok önemli bir değer yaratılabilir. İşbirliğinin eğitim boyutu da en az araştırma kadar önemli. Öğrencilerin iklimlendirme sektörünü yalnızca geleneksel tesisat uygulamaları üzerinden değil, ileri mühendislik ve teknoloji geliştirme alanı olarak tanımaları gerekiyor. Sektörün deneyimli isimlerinin öğrencilerle daha erken dönemde buluşması, ortak bitirme projeleri, uzun süreli stajlar ve araştırma projeleri bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Bununla birlikte sektörün insan kaynağı tercihleri açısından başka bir gerçekliği de göz ardı etmemek gerekir. Son yıllarda nitelikli mezunların ücret beklentileri ile bazı firmaların yeni mezun mühendisler için oluşturduğu ücret politikaları arasında bir fark oluşabiliyor. Özellikle İTÜ gibi üniversitelerin başarılı mezunlarının savunma, havacılık, otomotiv, yazılım ve benzeri alanlardan daha yüksek ücretler ve farklı kariyer olanakları içeren teklifler alabilmesi, HVAC-R firmalarının bu mezunlara erişimini güçleştirebiliyor. Bunun sonucunda bazı şirketlerin işe alımda daha geniş bir üniversite grubuna yönelmesi ekonomik açıdan anlaşılabilir bir tercih olabilir. Ancak uzun vadede sektörün teknolojik dönüşüm hedefleri açısından insan kaynağının niteliğinin korunması gerektiğini düşünüyorum. İleri teknoloji geliştirmek isteyen bir sektörün güçlü temel mühendislik formasyonuna sahip mezunlara duyduğu ihtiyaç azalmaz; tersine artar. Bu nedenle konuyu yalnızca “üniversite sanayiye yeterince yaklaşıyor mu?” sorusu üzerinden değerlendirmemek gerekir. Üniversitenin sektöre, sektörün üniversiteye ve her ikisinin de nitelikli genç mühendise yeniden yaklaşması gereken bir dönemden geçiyoruz. İTÜ ile iklimlendirme sektörü arasında bunun için tarihsel olarak çok güçlü bir zemin zaten mevcut. Bana göre yapılması gereken, bu önemli mirası korumakla yetinmeyip ilişkiyi sektörün önümüzdeki yirmi yıldaki teknolojik gereksinimleri doğrultusunda yeniden ve daha güçlü biçimde kurmaktır. Bilimi ve Tekniğinde dünyadaki gelişmeleri akademisyenlerimiz ne kadar takip edebiliyor-ne kadar katkı üretebiliyor? Prof. Dr. Seyhan Uygur Onbaşıoğlu: Dünyadaki gelişmeleri takip etmek açısından bugün geçmişe göre çok daha iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum. Bilimsel literatüre erişim çok kolaylaştı; uluslararası konferanslara katılım, ortak araştırmalar ve araştırmacılar arasındaki iletişim arttı. Isı bilimi ve tekniği alanında çalışan akademisyenlerimiz de ısı ve kütle transferinden çok fazlı akışlara, ileri sayısal yöntemlerden enerji sistemlerine, ısı pompalarından yeni nesil Üniversitenin sektöre, sektörün üniversiteye ve her ikisinin de nitelikli genç mühendise yeniden yaklaşması gereken bir dönemden geçiyoruz. SÖYLEŞİ 40 TESİSAT • 09 / 2026
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=