E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
KARYER ISI DEĞİŞTİRİCİLERİ
NIBE TÜRKİYE
ALDAĞ
SUMAK POMPA
ETNA
ECOSTAR
KONUK ISI
MİRA ISI

"Sektörün, Son Tekno Ekonomik ve Çevresel Koşullarda Alması Gereken Pozisyonlar"

"Sektörün, Son Tekno Ekonomik ve Çevresel Koşullarda Alması Gereken Pozisyonlar"

6 Aralık 2018 Perşembe / 11:50 | KONUK YAZAR
276. Sayı (Aralık 2018)
39 kez okundu

Prof. Dr. Birol Kılkış

TTMD Başkanı 

Vista College’in yayımladığı ve son 50 yılda HVAC sektöründeki en önemli 17 gelişiminin anlatıldığı raporu okuduğumuzda yüreklerimize su serpilse de sektörümüz küresel bağlamda en temel teori, çalışma prensipleri ve uygulama esasları bakımından son 100 yılı aşkın bir sürede kendini yeterince yenileyemeyen nadir sektörlerden birisidir. ASHRAE’nin son 100 yıl raporuna da baktığımızda (ASHRAE Centennial-100 Years of Progress), teknolojik gelişimi ve varılan noktayı memnuniyetle görüyoruz ancak genel uygulamaların temel prensipleri hemen hemen aynı. Dolayısıyla yapılacak çok şey var. Mevcut yaklaşımlar ve sistemlerle küresel ısınmayı tersine çevirebilmek bir yana, yeterince yavaşlatabilmek bile mümkün değil. Bu ülkemiz için aslında bir fırsat doğuruyor. Yeni yaklaşımlar, anlayışlar, buluş ve sistemlerle bu boşluğu doldurabiliriz. Bu konuda yetenek ve bilgi birikimi yeterlidir. Örneğin, yaptığım bir incelemede, ülkemizde son 30 yılda ısıtma alanında 3750 adet, soğutma konusunda, 3600 adet ve klima konusunda 620 adet patent alındığını görüyoruz. Bu büyük bir rakamdır. Ülkemizin HVAC konusunda oldukça yenilikçi olabileceğinin de çok olumlu bir göstergesidir. Ama bu patentlerin ne kadarının gerçekten uygulanabilir, amaca uygun, çevre dostu ve gerçekçi olduğuna ayrıca bakmamız gerekir. Bu kapsamlı ve teknik incelemenin sonuçları ne olursa olsun, “Bu patentlerin ne kadarı uygulanabilmiş, sektör tarafından benimsenip uygulanmış ve devlet desteği görmüştür?” şeklinde bir sorgulama yapıldığında; patentlerin yeterli bir etki yaratamadığını görüyoruz. Demek ki sorun bilgi üretebilmekte değil; bilgiyi koordine edip ulusça değerlendiremeyişimizdedir. Sektörün dikkatle eğilmesi gereken ilk konu bence bu olmalıdır. Kısacası tek eksiğimiz, ulusal bir vizyona, bilgi ve yaratıcılığa, saygıya yeterince sahip olmayışımız ve bunu yanında yenilikçiliğe kamu platformunda yeterince değer verilmemesidir. HVAC sektörünün buna karşın da pozisyonunu gözden geçirerek; yetkililerle ve karar verme mekanizmaları ile olan diyaloğunu çok yönlü ve paylaşımcı biçimde derinleştirilmesi ve genişletmesi gerekir.
Uluslararası bağlamda sektör değerlendirmelerine baktığımızda ise sorunlar sanki sadece ekonomik boyutta ve bunlara çok yüzeysel bakıldığını görüyoruz. Örneğin, son yıllarda satışlarımız arttı ama maliyetlerimiz de arttı denmekte ve olası çözümler bu ekonomik platformda tartışılmaktadır. Hal bu ki sektörümüzü bekleyen o kadar çok öncelikli çözümler var ki bunları hepimiz bilmekle birlikte çözümlere yönelik biçimde özetlemek isterim.

Eğitim
Teknolojik gelişmelerden en son buluşlara kadar; bilgi yumağından başlayıp temel mühendislik bilgileri ile de yeterince destekleyip, topluca değerlendirilmesi ile ortak bir eğitim programının oluşturulması kaçınılmazdır.

Ar-Ge ve ÜRGE
Sektörümüz, hepimizin bildiği üzere, toplam enerji tüketimimizin en az yüzde otuzluk bir bölümünden sorumludur. Dolayısı ile bu oranın azalması, araştırma - geliştirme ve üretim geliştirmesi ile mümkündür. Ancak Ar-Ge ve ÜRGE deyince yeni mezunlarımız çok büyük bir oranda satış mühendisi olmaktadırlar. Yani diğer bir deyişle yabancı ürünlerin pazarlaması. Bir mühendisin ana amacı Ar-Ge ve ÜRGE olmalıdır. Satış mühendisi terimini anlamakta zorlanmaktayım. Satış elbette onurlu ve gerekli bir daldır ve mühendislikle de yakın ilişkisi vardır ve olmalıdır. Ancak satış mühendisi diye bir meslek yoktur. Gençlerimizin Ar-Ge ve ÜRGE’ye yönlendirilmesinde üniversitelerden çok sektörün sorumluluğu bulunmaktadır. Sektörün bu bağlamdaki çalışmaları kent tasarımına ve yeşil kent oluşumlarına yansımalıdır. Son zamanlardaki cam kuleleri hemen hemen hiç tartışmıyoruz. Yabancı bir makalede “Yoğun kentleşmeye evet ama ne kadar yoğun? Bunun cevabı yok” deniliyor. Gerçekten de yok. Yaptığımız bir çalışmada ise sürdürülebilir bir kentleşmede ortalama kat sayısının on katın üzerinde olmadığı görülüyor. Özellikle bu bilgi ülkemizin gerçekleri ile örtüşmektedir ama bu ipucunu yeterince özümseyip topluma yayabiliyor muyuz ve yetkililerle görüşebiliyor muyuz? Bu da sektörel bir sorun olarak karşımızda duruyor. 

Standardizasyon
Sektör standartları ister istemez yabancı kaynaklı ve özellikle EU başlıklıdır. Artık TSE standartlarını unutalı yıllar oldu. Çok yıllar önce geliştirdiğimiz ısı pompaları ve döşemeden ısıtma standartlarından bir kopya almak üzere TSE merkezine gittiğimde, “Artık yok!” denilince, “Peki arşivde de mi yok?” diye sorduğumda; “Onların hepsini SEKA’ya hurda kâğıt olarak gönderdik” dediler (O zamanlar SEKA faaliyetteydi). Bu anekdotun üzerine başka söylenecek söz yoktur sanırım. Hal bu ki yabancı standartlar ile uyum içerisinde ülkemize ve sektöre uygun, hiç olmazsa Annex’lerin, yani ülkeye özel eklerin çıkarılması gerekir. 

Üretim (Yerlileşme ve Yerli Üretim)
Teknokent ve OSEB’ler ile bir çatı altında birleşerek düzenli ve sürdürülebilir bir düzen içerisinde yerli üretimi gerçek anlamda gerçekleştirmeliyiz. “Hangi OSB’de ne gibi makine parkı var, kim ne yapıyor?” hakkında ülke çapında bir veri bankası bile şu anda mevcut değildir. Eşgüdüm ve ortak bir veri bankası kaçınılmazdır. Bir OSB bünyesinde metro araçları yapılıp, ihraç edildiğini acaba kaçımız biliyor?

Tasarım
Yerli bilgiye ve tecrübeye dayalı tasarımı gerçekleştirmedikçe, yerli üretim mümkün değildir. Sadece yerli tasarım değil, önemli tasarım araçlarını ve yazılımları da mutlaka bizler geliştirmeli ve uygulamalıyız.

Enerjinin Akılcı Kullanımı
Bu başlık akıllı bina ve akıllı kent ile karıştırılmamalıdır. Enerjinin akılcı kullanımı: enerjinin faydalı iş oluşturma potansiyelinin, kısaca üretim kalitesinin uygun (Örneğin elektriğin yaklaşık yüzde 100’ü, doğalgazın yüzde 86’sı, 50oC sıcaklıktaki atık ısının yüzde 12’si), yani arz ve talep kalite dengesindeki taleplere yönlendirilmesi, bu kalitenin uygun yerde, uygun zamanda ve uygun kalite sıralamasında kısacası uygun oranlarda kullanımıdır. Ülkemizde bu oran yaklaşık yüzde 25 dolayındadır. Bunu arttırmak elimizdedir ve sermayeden çok akıl işidir. AB’ye sunduğumuz bir yayına göre; AB’nin 20-20-20 hedeflerine ek olarak, akılcılıkta da en az yüzde 20 puan artışı öngörmekteyiz ve önerilerde bulunmaktayız. Bu öneriler uygulanmadığı sürece, enerji verimliliği, tasarrufu ve yenilenebilir enerji kaynakları ile CO2 salımlarının artış hızı azaltılabilse de ekonomik kalkınma ile CO2 salımları arasındaki paralel davranış kırılamamakta (Decoupling: Ayrışım) dolayısı ile salımların küresel bağlamda 1990 düzeyine geri indirilmesi, enerjinin akılcılık oranının (Ekserji Verimliliği) önemli ölçüde arttırılmasına bağlıdır. Bu alanda ülkemizin ve sektörümüzün olası katkıları ve getirileri maddi getiriler de dâhil olmak üzere inanılmaz boyuttadır.

Sistem Basamaklandırması (Dijitalleşme)
Gerçekten dünyamız dijitalleşmeye doğru hızla akıyor ve bunun başka bir seçeneği de yok, geri dönüşü de yok. Bu teknolojiyi de enerjinin akılcı kullanımı gibi doğru yerde, doğru biçimde ve doğru zamanda kullanmalıyız.

Otomasyon
Ülkemizin yerel koşullarına ve ülkemize özgü bina tipolojilerine, ayrıca kullanım alışkanlıklarına ve yenilikçi sistem ve cihazlara özgü tümleşik ve holistik otomasyon yazılımlarını disiplinler arası bir eşgüdüm çerçevesinde bizlerin geliştiriyor olmasının zamanı gelmiştir ve geçmektedir. 

Performans Değerlendirme
Enerjinin birinci ve ikinci yasaları uyarınca yeni ölçütler geliştirmeliyiz. Örneğin bir atık ısı geri kazanım havalandırma sisteminin ısıtma tesir katsayısı 7 olabilmekte iken; aynı cihazın ikinci yasa tabanlı tesir katsayısı 1 değerinin altında olabilmektedir. Bu tür yeni değerlendirme ölçütlerini geliştirmeli ve yönetmeliklere ve kendi standartlarımıza koymalıyız ki gerçekten çevreci ve sürdürülebilir uygulamalara imza atalım. 

Sektörel Eşgüdüm
Sektörümüzde yeterli ve etkin bir eşgüdümün, ortak bilinçlendirmenin, bilginin toplumsal anlamda gerekli yerlere ulaşmasının yeterli düzeyde gerçekleştiği söylenemez. Son bir örneği, kişisel görüşüm olarak kısaca aktarmak isterim. Yeni İstanbul İGA havaalanının ilk fazında terminal binalarının ve diğer alt yapı donatılarının yoğuşmalı kazanlar tarafından ısıtılmakta olduğunu, soğutmanın ise gene alışılmış soğutma gruplarınca yapıldığını öğrendim. “Bunun neresi yanlıştır?” diyenlere, cevabım “Asla yanlışlık yok ama daha iyisi olabilirdi” demek isterim. Günümüzün yeşil hava alanlarında birlikte ısı, güç ve soğuk sistemleri (kojenerasyon ve trijenerasyon) artık vazgeçilmez, hatta standart uygulama haline gelmiştir. Böyle hava alanı uygulamaları ülkemizde de bulunmaktadır (Örneğin, Esenboğa Hava Alanı). Gönül ister ki hiç olmazsa bundan sonraki fazlarda bu seçenek, sektörümüzün de geniş katılımı ile enine boyuna tartışılsın. Bu projede sektöre danışıldı mı, pek bilmiyorum. Keşke danışılmış ve tartışılmış olsa idi. Gene bu gibi projelerde kazanların vazgeçilmez bir payı vardır. Genel olarak tam yükün yaklaşık yüzde 60’ı (Baz yük) kojenerasyon ve trijenerasyon sistemlerine verilir, geri kalan pik yük kısmı gene kazanlarda bırakılır. Bu noktada kabul etmek gerekir ki kazan sanayimiz çok yetkin ve tecrübelidir ve yerlidir. Kojenerasyon sistemleri ise şu anda tamamen ithalata dayalıdır. Doğal olarak bu önemli bir sorundur. Ama yıllar önce bizler öğrencilerimizi Eskişehir lokomotif fabrikalarına, özel sektör motor fabrikalarına, teknik gezilere götürür ve gurur duyardık. Şimdi bu fabrikalar yok gibi. Hal bu ki kojenerasyon sistemleri genelde gaz (dizel) motor esaslıdır ve ülkemizde tam da yerli ve milli ürün dediğimiz şu günlerde bu teknolojilere geçilebilir. İşte bu gibi eksikler aslında hepimizin önemli fırsatlarıdır. Bir de IGA hava alanı ile ilgili gazete haberlerinde “En büyük enerji santrali ve enerjisini kendi üretiyor” şeklinde tanıtımlar yapılmaktadır. Derinlemesine incelendiğinde ise bunların enterkonnekte sistemden beslenen yüksek gerilim terfi ve dağıtım merkezlerinden ibaret olduğunu hayretle görmekteyim. Enerji santrali güç üretir, ısı ve soğuk üretir. Demek ki terminolojide de genel bir sıkıntı vardır.

Gene Eğitim Gene Eğitim
Tüm yukarda sayılan konulara eğitimle başladım, eğitimle bitiriyorum. Toplumun her kesitinde sektörün eğitime vereceği katkılar o kadar büyüktür ki tüm sektör paydaşlarının temel ve uygulamalı eğitim konusunda varını yoğunu ortaya koyarak, tümleşik bir eğitim mekanizmasını geliştirip, uygulamaya geçmesini diliyorum.

 


 


İlginizi çekebilir...

İklimlendirme Sektörü 2019'a Girerken

Geçen yıl on ikinci ayda 2019 yılı değerlendirmesini yaparken, "İnşaat sektörü krizinin ülkeyi ve sektörümüzü büyük bir krize sürükleyeceği ve te...
7 Kasım 2018 Çarşamba / 14:09

Turgay Karakuş: "SOSİAD Adına Güncel Değerlendirmeler ve Çalışmalarımız"

Bir toplulukta bütün mesleklerin en iyi şekilde icrası iyi bir eğitimden geçer. Bu bakış açısı ile sanayi sektörüne baktığımızda, iyi eğitimin sonucun...
4 Ekim 2018 Perşembe / 09:43

Geleceğe Değer Katacağız

ESSİAD, 1990 yılında ülkemizdeki ilk sektör derneği olarak kurulmuş ve bugüne kadar ki kurumsal gücünü buradan almıştır. Geldiğimiz gün itibarıyla ESS...
3 Mayıs 2018 Perşembe / 10:24

©2018 Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | 17.12.2018 / 14:49:22