E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
ÜNTES
KAYITES MÜHENDİSLİK
NIBE TÜRKİYE
+GF+ HAKAN PLASTİK
ALDAĞ
DEMİRDÖKÜM
SAMSUNG TÜRKİYE

Detay Mühendislik Yöneticisi Kani Korkmaz: 'Sertifika İçin Puan Almak Yerine İhtiyaçlar Göz Önünde Bulundurulmalı'

Detay Mühendislik Yöneticisi Kani Korkmaz: 'Sertifika İçin Puan Almak Yerine İhtiyaçlar Göz Önünde  Bulundurulmalı'

5 Şubat 2018 Pazartesi / 11:48 | SÖYLEŞİ430 kez okundu

Yapıların şehrin kimliğine uygun inşa edilmesi gerektiğine vurgu yapan Detay Mühendislik Genel Müdürü Kani Korkmaz, “LEED ve Breeam gibi bina sertifikalarının yerli kuruluşlar tarafından verilmesi gerektiğine inanıyorum” diyor. Korkmaz, ayrıca her yapının bu sertifikaları alma çabası yerine; yapıların mühendislik, mimari, çevre disiplinlerinin toplamda dikkate alındığı bir yaklaşımla ihtiyaçlara göre inşa edilmesinin daha önemli olduğunu belirterek dergimize açıklamalarda bulundu.

Yapılar inşa edilirken sizce en önemli hususlar neler olmalı?

Ben, yapıların inşa edilirken şehrin tarihi dokusunun, kimliğinin muhafaza edilmesi gerektiğine inanıyorum. Yeni yapılan yapıların bu kimliğe uygun, daha akılcı, herkesin de kabul edebileceği şekilde inşa edilmesi lazım. Bu yapılar kot itibariyle çevredeki yapılardan daha yüksek olmamalı. Biz de mekanik sistemleri çözerken, dışarıda görsel rahatsızlıklara neden olabilecek unsurların önüne geçmeye çalışmalıyız.

Binalara LEED gibi sertifikaların Türkiye’nin kendi organizasyonu içinde verilmesinden yanayım. Gidip de Amerikan kuruluşundan bunu almak doğru değil.

LEED sertifikasını veren bizim arkadaşlar da bu gayretin içerisindeler. Sadece sertifikayı almak da yetmiyor, bunun takibinin de yapılması lazım.

Türkiye’de bu tür sertifikaları veren bir kuruluş sizce neden yok?

Bu sertifikalandırma sistemi Amerika’da bir kuruluşun gereklilikler çerçevesi çizerek ortaya koyduğu bir alan. Kapitalist sistem bazen çevre duyarlılıklarını da öne çıkararak kendi pazar paylarına katkı yaratma çabasında oluyor. Etkinlikleri de yüksek olduğu için kabul görerek yaygınlaşıyor. Dolayısı ile uluslararası kabul gören sertifikalara dönüşüyor.

Türkiye’de bir kuruluş, örneğin ÇEDBİK, Leed’den önce böyle bir girişimde bulunsa idi çok az taleple karşılaşırdı veya hiç talep olmazdı. Çünkü kriterler koyup bunları yaygınlaştırma, takip etme ve değer verme konularında anlayış ve organizasyon eksikleri var. Bildiğim kadarıyla ÇEDBİK kendi sertifika verme çabalarını sürdürüyor. Yaygınlık bu aşamaya gelince ÇEDBİK’in işi daha kolay olacak diye düşünüyorum.

Sertifika almak sizce ne kadar önem taşıyor , sağladığı faydalar gerçekten yerinde mi? Sizce bu iş nasıl olmalı?

Her yapı altın, platin sertifika alsın anlayışını anlamlı görmüyorum. Bunu zorladığınız zaman siz yapamayacağınız şeyler için taahhütte bulunuyorsunuz. Örneğin LEED müracaatında bulunduğumuz bir projemiz vardı. Üzerinde tartışırken şöyle bir konu ortaya çıktı: Tam merkezde dört yola cepheli adanın içinde kalmış bir yapı ve orada anormal bir trafik var. Sizin bisiklet yolunuz için uygun ortam yok ancak siz bisiklet puanı almaya çalışıyorsunuz. Ben bunu bir aldatmaca olarak görüyorum. Ondan sonra bu bina altın alsın diyoruz. Neyi zorladığımızı bilmemiz lazım.

Bu tür konularda bir projenin ilk başlangıcından başlayarak ilerlenmesi lazım. Projenin bir aşamasından sonra LEED’e gidelim anlayışı yanlış. Zorlamadan o binanın hangi sertifikayı alması uygun ise o talebe gitmek gerekir. Bizim böyle bir anlayışımız yok. “Olursa en iyisi olsun” anlayışı doğru mu? En iyisi platin sertifikayı almak mı? En iyisi altın sertifikayı almak mı? “En iyisi” o binanın sistem seçimlerinin doğru şekilde yapılması; yapı gerçeğine uygun sertifikalandırılmalıdır.

Mesela, tamamen doğal bir alanın içerisinde yağmur suyunu topluyorsunuz. Siz oradaki yağmur suyunu topladığınız zaman çevre dengesinin içerisinde yağmurun gittiği alanlarda beslenen doğal yapıların; bitki örtüsünün, canlıların su kaynağını engellemiş oluyorsunuz. Neyin karşılığında neyi yaptığınızı çok iyi bilmeniz lazım. Ben İstanbul’da bazı projelerde görüyorum; İstanbul’un çevresinde ormanın içerisinde bir yerde yağmur suyu topladım diye sertifika için puan almaya çalışıyorlar veya su kaynaklı ısı pompası kullanıyorlar. Bu su kaynaklı ısı pompasını kullanarak yeraltı sularına ne kadar zarar verdiğinizi, su sıcaklığını ne kadar etkilediğinizi ölçüyor musunuz? Termal kaynakları ne kadar çekiyorsunuz? Oradaki dengeyi ne kadar bozuyorsunuz? Bunların hepsinin proje bazında analiz edilmesi gerekiyor. Ancak biz olaya bina bazında bakıyoruz ve sertifika için bunları göz ardı ediyoruz. Konuya lütfen sadece binanın pazarlaması açısından bakmayalım. Kuralları koymadığımız zaman isteyen istediği gibi çevreye zarar veren yapılar yapabiliyor. Bunda hepimizin belli kabahatleri var. Standartlarımızı, yönetmeliklerimizi doğru oturtmadığımız sürece bunlar hep devam edecek. Yanlış anlaşılmasın, ben ısı pompasına, yağmur suyu toplamasına, sertifikalara asla karşı değilim ancak çevre ve bina ihtiyacı ilişkisi iyice ortaya konarak karar verilmeli.

Siz kentsel dönüşüm yapıyorsunuz. Bina bazında kentsel dönüşüm olabilir mi? Bu ihanet demektir. Ya ada bazında ya da mahalle bazında yapacaksınız ki mekanik sistemleri de buna uygun çözümler olarak getireceksiniz. Bir örnek veriyorum; Fikirtepe’de her bir binada yüksek yapıya izin verdiniz. Her binaya yangın sistemi yerine yedeklenmiş bir merkezi su deposu koyarsınız, bütün binalara buradan çıkış verirsiniz. Hem kontrollü yapılmış olur hem de tasarruf edersiniz. Az önce yağmur suyundan bahsettik. İşte burası buna tam uygun. Kurbağalı Dere’yi taşmalardan dolayı genişletiyoruz, her yerini yeniden yapıyoruz. Fikirtepe’nin kaçak vadilerinin getirdiği yağmur suları pik yaratıyor ve Kurbağalı Dere’nin taşmasına neden oluyor. Ancak bu derenin yapısı o kadar uygun ki siz alt kotlarınıza yağmur suyu depoları sarnıçları yapsanız, suyu anında orada toplasanız hem o yeşil alanları sularsınız hem buradaki debiyi dengelersiniz. Neden yanlış bakıyoruz biz? Çünkü bina bazında değerlendirme yapıyoruz. İşi farklı farklı müteahhitlere verebilirsiniz ama işin genel çerçevesini çizerseniz, altyapı ile ilgili olarak olmazsa olmazlarını ortaya koyarsınız. Şehrin bütün mimari, mühendislik, çevre disiplinlerinin katkıda bulunduğu bölge planınızı yaparsınız sonra yola çıkarsınız. Bu yapılmadığı için bunlar yaşanıyor.

Neden bunlar yapılmıyor peki?

Toplumun yönetim erkine baskı oluşturma mekanizmalarını gereği gibi işletmediğimiz için bunlar oluyor. Herkes şikayet ediyor ama bireysel olarak. Eğer bir toplum bundan rahatsız oluyorsa birlikte davranmak mecburiyetinde.

Dernekler, vakıflar neden devlet kademelerindeki ilgili kişilere, kurumlara bu sorunları taşımıyor?

Derneğe üye olup, yöneticiyi seçip, “bakalım ne yapacak” diye seyretmek ayrı bir şey; “yöneticiyi seçtim, yönetici ile beraber faaliyetlerin yapılmasına omuz verelim” demek farklı bir şey. Ben sivil olmayı çok önemsiyorum. Biz sivil olma kavramını yanlış değerlendiriyoruz. Sivil kamuya karşı da özele karşı da sivildir, kendi üyeleri karşısında da bağımsız, eşit olmak zorundadır. Bunları henüz hazmedebilmiş durumda değiliz. Burada bireysel tahakkümler söz konusu oluyor. Üye sadece şeklen orada üye oluyor katkı vermiyor. Üye hem katkı verip hem de hesap sormalıdır.