E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Mühendislikte Hizmet Bölüşümü ve Sorumluluk

Mühendislikte Hizmet Bölüşümü ve Sorumluluk

14 Ağustos 2012 Salı / 13:57 | GÖRÜNÜM
199. Sayı (TEMMUZ 2012)
14 kez okundu

Mühendislikte Hizmet Bölüşümü ve Sorumlulukgörünüm
Tesisat sektöründe hizmet veren mühendisleri başlangıçta yatırımcı, müşavir, akademisyen, tasarımcı, uygulayıcı, üretici ve işletmeci başlıkları ile tasnif ederdik. Bugün bu ayrımlara dernekçi, seminer ve sempozyumcu, fuarcı gibi iştigal alanları farklı mühendisler girmiştir. Öyle ki dergilerdeki faaliyetleri, toplantılardaki yayın ve konuşmaları ile öne çıkan bu kişiler yukarıdaki tasnif içinden farklı alanlarda hizmet verip sektörde öne çıkmaktadırlar. Özellikle enerji performansı gereği bu gelişim çok hızlı olmuştur. Bunun sonucu son zamanlarda derneğin merkezini İstanbul’a taşıma önerileri gelmeye başlamıştır. Gerçekte bu güne kadar yıllarca özlediğimiz tarzda kamu ile ilişkilerimizde bütün tavsiyelerimize kulak verilmemiş, sistem üretimden ziyade denetim üzerine inşa edilmiştir. Nitekim Enerji Kimlik Belgesi, Enerji Performansı Yasası, Enerji Dağıtımı gibi konular denetimi yetkililerde kalmak üzere tamamı tasarımcı tesisat mühendislerine kalmıştır. Bu duruma meslek odamız ve ihtisas derneklerimiz ses çıkartmamaktadır. 
 
Tesisat sektöründe esas hizmet ısıtma, havalandırma, klima, sıhhi tesisat, otomasyon gibi, alanlarda yapılırken, bugün tüm özel tesisat yangın, enerji performansı, enerji kimliği belgesi, enerji bedel dağıtımı, özel tesisat kapsamında bahçe sulama, çamaşırhane, mutfak, medikal gazlar, temiz oda teknolojisi, doğalgaz gibi tüm hizmetler tesisat kapsamına alınarak doğal bir tarzda tesisat bünyesinde yapılması zorunlu olarak ön görülmüştür. 
 
Halbuki oda şartnamelerine göre çoğunun uzmanlık tanımları ve hizmet bedelleri ayrıdır. Bu gelişim sektörü ısıtma, sıhhi tesisat, havalandırma, klima, yangın, otomasyon ve özel tesisat olarak ayrıcalı ve sorumlu uzmanları belirleyecektir. Nitekim Almanya’da bu hizmetler bedelleri ile ayrı ayrı sınıflandırılmış, hizmeti yapanlar sorumlu tutulmuştur. Bizde de yavaş yavaş bu uygulama yapılacaktır. Ancak zaman alacağını düşündüğümüz bu uygulamanın ciddi boyutlarda sorumluluk gerektirdiğini kabullenip uygulamayı bu koşullarda yapmak gerekecektir. 
 
Ekolojik Yapı
Yöresel ve geleneksel mimari, temel ilkeleriyle doğaya ve çevre koşullarına uygun yapım sanatıdır. Yaşamımızdaki mimaride çözümler doğada mevcut uygulamalar bulunmak suretiyle şekillenerek yaratıcı ekolojik tasarıma dönüşmüştür. Bunun Anadolu’da uygulanan pek çok örneği görülür. Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır illerinde eski yerleşim yerlerinin dar sokaklı, yüksek ve kalın duvarlı geleneksel yapı mimarisinin çevreye uyumu, yapıların ortak duvarların güneş etkisini azaltan, gündüz depoladığı ısıyı gece yayarak gece-gündüz ısı farkını aza indiren görevi çok ilginçtir. Geleneksel Akdeniz mimarisi özelliklerinden, iç avlulu evler, avluyu çevreleyen duvarların koruma etkisinin yanı sıra serinlik olanakları, ayrıca avludaki mutfağın duman, yangın ve koku önlemleri, su sebili ve havuz başlarının buharlaşma etkisi, avlu ve köy evlerindeki taşlık veya sıkışmış topraktan oluşan girişlerde yapılan sulama ile sağlanan serinleme, yapılarda ekolojik uygulamaları gösterir. Aynı yaklaşım Osmanlı saray mimarisinde çok gelişmiş, estetikle zenginleşmiş; şadırvan, avlu, çeşme, fıskiyeli havuzlar, saray bahçelerinin çok güzel örneklerini sergilemiştir. Akdeniz mimarisi özellikleri içeren kafeslere Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Safranbolu evlerinde rastlanmaktadır. 
 
Geleneksel yapılardaki İstanbul tipi rüzgarlık, evin en fazla rüzgar alan cephesinde en üst katta camsız pencere gibi açıklık bırakılarak oluşmuş, oradan giren rüzgarın hava dolaşımı sağlanmış, dolayısıyla bu uygulama günümüz iç hava kalitesi standartlarının öncüsü olmuştur. Bu tür hava delikleri önüne konan su dolu büyük çömlek küplerin, sıcak iklimlerdeki serinletme etkisi mikroklima sistemlerinin ilk örnekleridir. Camilerdeki kubbeler ve benzer tarzda kubbeli yapılardaki deliklerle atılan pis hava, kubbe altı havuz ve şadırvan imkanları, yapılarda doğal havalandırmanın öncüleri sayılmalıdır. Bu nedenle ekolojik tasarım yapı mimarisi ile başlamış denilebilir. Arazide yapı oryantasyonu, klimatolojik koşullar, güneş etkisi, güneş ışınlarının açısı, etki süresi, dış hava sıcaklığı, nem, yağış, rüzgar ve çevre koşulları dikkate alınmalıdır. Bu doğrultuda Kastamonu ve Safranbolu evlerinin sofalarının yönlendirmesi, doğaya uygun serinletme sistemlerinin seçimi bunun en güzel örneğidir. 
 
Güneş kuşağında bulunan ülkemizin eski Anadolu evlerinin konumu incelendiğinde, pencerelerin güneye baktığı görülür. Gün boyunca güney cepheden etkili kış güneşi dar açılı ışınları ile evi ısıtır. Yazın dik gelen ışınlara karşı gerekli önlemler alınmış pencereler, tente ve perdelerin yanı sıra çevre ağaçları tarafından ev içi korunmuştur. Günümüzde pasif güneş enerjisi olarak adlandırdığımız bu yöntem, modern yapılarda yapı kabuğunun izolasyonu ile gündeme gelmiş, ayrıca ekolojik tasarımla yapıların güneş alabilmesi olanağı sağlanmıştır. Bu anlamda aktif güneş enerjisinin kullanımına dönük yüksek teknoloji uygulamaları etkili olmuş, tasarım güneş evleri ve akıllı bina teknolojisine yönelmiştir. 
 
Ekolojik tasarım, belirli “know-how” içeren araştırma, deneyim ve simülasyon araştırmasına dayalı yaratıcı bir dizayn olup, bu anlamda binlerce teknik kitap ve tebliğ yayımlanmıştır. Araştırmaların bir kısmı başarısız, bazıları ise ekonomik görülmemiş olmasına karşın, dünyanın çeşitli yerlerinde çok başarılı uygulamalara rastlanmaktadır. Bu anlamda uygulamada dikkatli olmak, yanlış uygulamalardan kaçınmak gerekir. Ayrıca tasarımcıların temel bilgilerinin yanı sıra, mimari ile uyumlu tasarımda yapı teknolojisi kurallarına uyması, doğa ilişkisinde ekolojik verileri sağlıklı değerlendirmesi zorunludur. Bu nedenle reklam ve pazarlamaya yönelik sorumsuz yaptırımlardan kaçınılması gerekir. Ekolojik tasarım bu doğrultuda, enerji, çevre etkinlikleri, hijyen, sağlık, iç mekan zenginlikleri ve konfor düzenini sağlayan mekanik tesisat verimliliğini artıran bir yöntem sayılmaktadır. 
 
Mekanik tesisat anlamında ekolojik tasarım; enerji tasarrufu, enerji verimliliği, enerji geri kazanımı, çevre etkinlikleri, hijyen, sağlık ve konfora yönelik ekonomik ilkeleri hedefler. Bu amaçla mikroklima sistemleri, doğal havalandırma yöntemleri, otomatik kontrol, otomasyon, yapı fiziği ilkelerine uygun yalıtımdan başlayıp, kapalı ortamlarda yaşanabilirlik ve kullanılabilirlik standartlarına kadar uzanan dizgide ekolojik tasarım kriterleri olarak ortaya çıkar. Bu yaklaşım geçerli zorunlu standartların üstünde gelişen teknolojiye uygun yaratıcı tasarımı zorunlu kılmaktadır. 
 
Yapı teknolojisinde günümüze kadar gösterilen çaba, yapay mekanik tesisatının teknolojik gelişimiyle ısıtma, havalandırma, sıhhi tesisat dışında iç hava kalitesi, ısı, rutubet, koku, gürültü önlemleri gibi yapı içi iklimlendirme standartlarına dönüşmüştür. Bu gelişim sonucu XX. yüzyılda Amerikalıların “air-conditioning”, Avrupalıların “klima” ismini verdikleri sektör, dünyada büyük bir sanayi durumuna gelmiştir. XX. asrın ilk yarısına kadar yapıda lüks yaşamın simgesi olan klima, asrın ikinci yarısında günümüzün büyük bir kısmını geçirdiğimiz kapalı ortamlar, endüstriyel ürertim ve sağlık tesisleri için vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu sebeple tasarım, üretim, uygulaması ve işletmesi büyük bir ihtisas gerektiren klima sektöründe en küçük detaylara inen araştırma ve gelişimler, her gün yeni bir buluş ile uygulama yöntemlerini bütün boyutlarıyla gündeme getirmektedir. 
 
Günümüzde sektör hemen hemen her konuda enerjiye yönelmiştir. Havada, suda ve topraktaki mevcut enerji ile bugün maddedeki enerjinin kullanımını amaçlamıştır. Bu nedenle yapıda insan konforu için enerji kullanımı önem kazanır. Nitekim eskiden ihmal edilen saklı enerjiler bugün ön plana çıkmıştır. Artık hiç bir tasarımcı direkt kazandan ısı enerjisi elde etme veya soğutma gruplarıyla soğutucu üretme yoluna gitmemektedir. Öncelikle, havadan, sudan, topraktan enerji elde edip üreticileri ısıtma ve soğutma da yedekleme maksadıyla kullanmaktadır. Sonuçta enerji performansı, enerji tasarruf önlemleri, enerji geri kazanma sistemleri müthiş gelişmiş, yapıda konfor en düşük enerji ile elde edilmiştir. Bu nedenle ekolojik yapı, yapı teknolojisinde Enerji performansına uygun yapı konumuna gelmiş sayılmaktadır. 
 
Mühendislikte Deneyim
Mühendislik hizmetinde “deneyim”, günümüzde çok dikkatle değerlendirilmelidir. Bu yüzyılın iletişim hızı, bilginin edinilmesi ve kullanılmasını insanlık tarihinde en hızlı ve en kolay hale getirmiştir. Geçtiğimiz yüzyılda insan oğluna ulaşılmaz görülen bir çok hedef, günümüzde rahatlıkla hayal edilebilmekte ve bunlara erişim mümkün olmaktadır. XIX. yüzyılın başarılı mühendislik deneyimleri; gelişen teknolojik olanaklar nedeniyle ilk bakışta değerini yitirmiş görülebilir. Önemli olan işin özünü etkileyen deneyimler ile, işin yapım şekline ait ayrıntıları, birbirinden ayırabilmektir. Genelde kalıcı tecrübeler edinememiş, günümüz gereksinimlerine göre kendini geliştirememiş mühendisler, yetki ve bilgilerini meslekte geçirdikleri süreye endeksleme çabasına girmektedirler. Bu durum, doğu kültürlerine mahsus “büyüklerin her alanda her şeyi bilen” ataerkillik anlayışı ile birleştiğinde, gençlerin kendilerine olan güvensizliğine yol açmakta, toplumun çağdaş dinamizme ulaşmasını zorlaştırabilmektedir. Bu kabuğun parçalanması; bilgi toplumuna yönelik gelişimin sağlanarak, bilimsel kriterlere bağlanması ve kalıcı deneyime saygının korunmasıyla mümkündür. 
 
20. asırda batı ülkeleri ve Amerika, bilim ve teknolojiye damgasını vurmuş, her alandaki gelişimde lokomotif olmuştur. Bu gelişim, yaşanmış asırların bir birikimidir. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, nükleer enerjinin keşfi, uzay araştırmalarının başlaması, enformasyon teknolojilerinin gelişmesi ve nihayet genetik mühendisliğindeki inanılmaz ilerlemeler, 21. yüzyılın başında insanlığı hiç olmadığı kadar güçlendirmiştir. Son 10 senedir dünyada özellikle liberal toplumların iletişiminin ve ekonomik bağlarının artması, dünyayı popüler tabiri ile “köy” haline getirmiş, ilerlemelerin doğal olarak tüm insanlık tarafından anında paylaşılması ve ortak değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. 
 
Günümüzdeki teknolojik gelişmeler ve projelerin büyüyen ölçekleri, yapılacak işlerde birçok meslek dalının ortak hizmetine ihtiyacı artmıştır. Hatta bu ortak hizmet gereksinimi projelerin her birinde birbirinden farklı, esnek ekiplerin oluşturulmasını gerektirmiştir. Bu durumda, meslek ayrımları ile projeye özel sorumlulukların belirlenmesi, bir yirmi sene öncesinden daha farklı anlayış ve sorumluluk içermektedir. Bu nedenle araştırma, tasarım ve müşavirlik işlerinde profesyonel uzmanlık, projelerde üretim sorumluluğu ve yapabilirlik gibi nitelikler ön plana çıkmaktadır. Diğer yandan, bir kerede kazanılan süresiz yetki olanakları ise anlamını yitirmiştir. Eğitimde kazanılan bilgiler ve alınan diploma, sadece altyapıyı tariflemekte olup, esas olan meslekte ve o işteki gerçek deneyim ve güncellik olmaktadır. 
 
Günümüz teknik hizmetlerinde aranan deneyim, ihtisas konusunda benzer işler ve kapsamları ile değerlendirilmektedir. Deneyimin niteliği; üretimdeki başarı ile kanıtlanır. Deneyim hiçbir şekilde meslekte geçirilen süreye, diploma tarihine, genel çalışma süresine bağlanamaz. Aksine, değerlendirmede günümüz ihtisas alanlarındaki üretime bağlı uzmanlık aranır. Uzmanlığın ise yönetmelikler ile bir kerede belgelenmesi ve sınırlanması, son derece zor ve dejenere edilebilecek olması açısından da sakıncalıdır. 
 
Türk toplumu, tarihi gelişiminde batının karanlık ve aydınlık devirlerini yaşamamış, sanayi devrimini geçirmemiş, buna bağlı sosyal ve kültürel krizleri tecrübe etmemiştir. Ülkemiz Cumhuriyetin kuruluşu ile yapılan reformlar ışığında, özellikle 1950 sonrasında hızlı fakat, dengesiz gelişmiştir. Türkiye; modern ve geri kalmış kesimleri, zengin ve fakir sınıfları ile “bilgi toplumu” düzeyine ulaşamamış bir görünümdedir. 
 
Ancak 1950-1960 dönemindeki gelişiminde, mühendislik sektörü altın devrimini yaşamış, devlet gerçekten çok nitelikli, güçlü ve genç bir mühendis ve mimar ordusu yetiştirmiş, bunlara mesleklerinin ilk yıllarında büyük sorumluluklar yüklemiş ve kolay nasip olmayacak deneyimler kazanmalarını sağlamıştır. Bu yapılanmada ağır teknik görevlerde bulunmaları, karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmek zorunda kalmaları, onları 60’lı yılların güçlü ve deneyimli mühendislik kesimi haline getirmiştir. Bu grubun devletteki deneyimleri ve kendilerine güveni, serbest sektörde de başarılı olmalarını sağlamış, genellikle meslek içi eğitimden kopmuş olmalarına rağmen uzun yıllar güçlerini ve etkilerini koruma imkanı vermiştir. Ancak zaman geçtikçe, özellikle eğitim sisteminin yetersiz kaynakları, yanlış yaklaşımları, kendini yenilemekte geç kalışı, yeni gelen mühendislik kadrolarının bir şanssızlığı haline gelmiştir. 
 
21. yüzyılın bilişim teknolojisi ile yeni bir dönem başlamıştır. Küreselleşen dünyamızda, Amerika, Çin ve Japonya gibi ileri ülkeleri yakalama çabasında olan Avrupa Birliği’ni takip eden ve kendisine bir yer açmaya çalışan gelişmekte olan ülkeler, büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bilgiye ulaşmakta, onu kullanmakta ve hatta en önemlisi onu üretmekte geç kalmak, hem ekonomik hem de politik olarak güçsüzleşmek olacaktır. Bunun için gerekli sosyal ve kültürel önlemlerin alınması, teknolojinin eğitime, hizmet sektörüne ve sosyal yaşama entegrasyonunun temini, dünyadaki hızlı gelişime paralelliğin sağlanabilmesi zorunlu olmaktadır. 
 
Bu anlamda tanımların, kavramların ve yaptırımların farklı boyutlar kazanacağı dikkate alındığı takdirde, mühendislik hizmetlerinin benzer iş deneyimlerine endeksli olacağı görülür. Bireysel niteliklerin öne çıkacağı, ekip üretiminin sorumluluk içinde yapılacağı bu dönemde, yakın zamandaki benzer deneyimler öne çıkacak, kurumsal hizmetler ve hatta kurumsal kültürler önem kazanacaktır. Bu durumda, geçmiş dönemlerin sıradan mühendislik hizmetlerinin değer kaybına uğradığı ortadadır. Bu sıradanlıktan kurtulmak, eğitimde temel bilgileri kullanma yetisinin artırılması, meslek içi eğitimin sürekliliği, teknolojideki yeniliklerin takibi ile mümkün gözükmektedir. Ülkemize has ustalara saygı kavramını, genç ve çağdaş kadrolar için bir engel olmaktan çıkarıp; onları destekleyen, kendi deneyimleri ile güç katan ve hatta batı ülkelerinde belki de eksikliği duyulan yapıcı bir sosyo-kültürel eleman haline getirmek gerekir. 
 
Avrupa Birliği’ne giriş çabalarımız içinde yer alan, yeniden yapılanma ve mevzuata uyum yaklaşımlarının başarısı, hizmet sektöründe öncelikle yapabilirlik ile başlamalıdır. Bu amaçla kişinin kendi eğitimine katkısı öncelik kazanmıştır. Hizmet, kişinin en iyi bildiği ve başarılı olduğu alanda yapılmalıdır. Unvan, paye, yetki korumasında süre gelen hizmetlerin, küresel ortamda pek geçerli olmayacağı şimdiden anlaşılmaktadır. Ustaların gıpta ile baktığı 21. yüzyılda gençlerin, bu deneyim mirasına sahip çıkması çok faydalı olacaktır. 

 


İlginizi çekebilir...

Mekanik Tesisat Projeleri

Cumhuriyet devrinin reformları içinde kültürel kimliğimizi, bilim ve teknoloji hedefleri ile gösteren önderimiz büyük Atatürk'tür. Sınırsız bir ge...
13 Şubat 2013 Çarşamba / 17:02

Mesleki Gelişim

Bir ihtisas derneği olarak kurulmuş olan TTMD, 1993-1995 döneminde özenle seçilmiş, profesyonel meslektaşlarımızdan oluşan 70 üyeli saygın bir sivil t...
18 Aralık 2012 Salı / 11:35

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.