YEŞİL ENERJİ ÜRETMENİN EN KOLAY YOLU: ENERJİYİ DAHA AKILLICA KULLANMAK VE YÖNETMEK

YEŞİL ENERJİ ÜRETMENİN EN KOLAY YOLU: ENERJİYİ DAHA AKILLICA KULLANMAK VE YÖNETMEK

13 Eylül 2017 Çarşamba / 10:35 | KONUK YAZAR | Yorumlar

EYODER Yönetim Kurulu Başkanı

Cihan Karamık

Enerji talebinin üç megatrend altında artmaya devam edeceğini biliyoruz... Bunlardan ilki kentleşme. Kentleşme belki de yüzyılımızın en büyük olayı. 2050 yılına kadar dünyadaki şehirler 2,5 milyar daha insana ev sahipliği yapacak. Önümüzdeki 30 yıl içerisinde insanlığın başından bu yana inşa ettiğimiz kadar şehir inşa edeceğiz. Bu da her yıl yeni bir İstanbul inşa etmekle eşdeğerdir. Bunun altyapı, ulaşım ve kamu hizmetleri üzerinde yaratacağı stresi bir düşünün. Şehirlerin verimlilik ve en önemlisi enerji verimliliği sağlamanın yeni yollarını araması gerekiyor. Yaşanabilir şehirler yaratmak için, enerji sorununu çözmemiz gerekiyor.

Bu yüzyılın ikinci megatrendi ise dijitalleşme. İnternet filminin ilk bölümünü izledik; insanlar arası iletişimi anlatıyordu bu bölüm. Şimdi İnternetin ikinci bölümüne geçiyoruz ve önümüzdeki beş yıl  bu bölümü izleyeceğiz. Yeni bölüm insanları cihazlara, insanları makinelere ve cihazları cihazlara bağlamak üzerine olacak. Önümüzdeki 5 yıl içinde 50 milyar nesne birbiriyle konuşuyor olacak. Yani çok daha fazla trafik, veri, depolama ve daha da önemlisi enerji tüketimi olacak.

Enerji denklemlerini zorlayan üçüncü megatrend ise sanayileşme. Endüstri sektörü halihazırda dünyanın enerjisinin %30'undan fazlasını tüketiyor ve bu oran önümüzdeki 35 yıl içinde %50 artacak.

Özetle, dünyamızdaki değişim her zamankinden çok daha büyük. Enerji talebinde bir artış olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu talep önümüzdeki 40 yıl içinde %50 artacak. 

Bu arada denklemin bir diğer tarafı olduğunu da unutmamalıyız ve bu, hep birlikte çözüme ulaştırmamız gereken bir sorun. Bugün, dünya nüfusunun %30'unun, yani yaklaşık 2 Milyar insanın güvenilir enerjiye erişimi yok. Biz enerjiye erişimin temel bir insan hakkı olduğunu düşünüyoruz ve bu durum global toplumun ilgilenmesi gereken, zorlayıcı bir durum.

Önümüzdeki 40 yıl içinde enerji tüketimi yüzde 50 artacak demiştik. Aynı zamanda, eğer küresel ısınmayı 2 derecenin altında tutmak ve sürdürülebilir bir gelecek vaadetmek istiyorsak emisyonlarımızı yarı yarıya azaltmamız ve şehirlerde kirliliği katlanılabilir seviyelerde tutmamız gerekiyor. Bu paradoksun çözümü ise verimliliğimizi 3 kat artırmaktan geçiyor.

Biz EYODER üyeleri olarak enerji optimistleriyiz. Günümüzün teknolojilerini kullanarak yaşadığımız bu ikileme çözüm üretmenin mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bunun için sadece enerjiyi tüketme kültüründen yönetme kültürüne geçmemiz gerekiyor.

Bu bağlamda enerji dünyasındaki tartışmalara baktığımızda genellikle insanların arz tarafındaki alternatifler üzerinde konuştuklarını görürüz. Nükleer ve karşısındaki diğer seçenekler, kaya gazı ve karşısındaki seçenekler, fosil yakıtlar ve yenilenebilir enerji kaynakları...

Ancak bunların yanında hızla büyüyen başka bir düşünce ekolü daha var: Gerçek önceliğin enerji verimliliğinde olduğuna dair inanç. Biz de EYODER olarak bu ekolün temsilcileriyiz. Çünkü yeşil enerji üretmenin en kolay, en ucuz, en hızlı ve en karlı yolunun enerjiyi daha akıllıca kullanmak ve yönetmekten geçtiğini biliyoruz.

 

Uluslararası Enerji Ajansının verilerine göre hala endüstrideki enerji verimliliği potansiyelinin % 58’ ine, altyapı sektöründeki verimlilik potansiyelinin % 79’una ve binalardaki potansiyelin %82’sine hiç dokunulmamış. Eğer enerji verimliliğindeki bu potansiyeli hayata geçirebilirsek iklim değişikliği ile daha rahat mücadele edebilir, sürdürülebilir bir dünya için daha ümitli olabiliriz.

İşte EYODER (Enerji Verimliliği ve Yönetimi Derneği) olarak bu ümidi ülkemiz özelinde canlı tutmak için Mayıs 2010’da yola çıktık. Amacımız ülkemizdeki Enerji Verimliliği (EV) sektörünün gelişimine katkı sağlamak üzere Enerji Verimliliği Danışmanlık (EVD) şirketlerini ve enerji verimliği ve yönetimi alanında çalışan profesyonelleri bir sivil toplum örgütü çatısı altında bir araya getirmekti.

Enerji Verimliliği ve Yönetimi Derneği (EYODER), kurulduğu andan bu yana enerji verimliliği sektörünün sağlıklı olarak gelişmesi için çalıştı. Binalar ve endüstriyel tesislerde kanunda belirtilen görevleri yerine getirmek üzere eğitim-sertifika almış ve yetkilendirilmiş; Enerji Verimliliği Danışmanlık Şirketleri, enerji yöneticileri ile diğer ilgili sektörel dernek-kurum kuruluş-banka ve üretici-uygulayıcı şirketleri birçok kez birçok platformda bir araya getirdi.

Derneğimiz, sektörün gerçek gücünü ortaya koyabilmek ve güç birliğini sağlamak amacıyla, hep enerjinin “yönetilmesinin” zorunlu olduğunu savundu. Bu anlamda kamu ve özel sektörde yürütülen birçok çalışmaya aktif katılımla destek verdi.

Şu anda Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde listelenen 43 EVD firması mevcut. Bunların 3’ü eğitim alanında, 15’i sanayi sektöründe, 36’sı bina sektöründe, 8’i ise hem sanayi hem bina sektörlerinde yetki sahibi. Bu firmaların 21’i derneğimiz üyesi. EVD firmalarının yanında, Enerji Verimliği alanında çalışan tedarikçi firmalardan, kurum ve kuruluşlarda çalışan enerji verimliliği uzmanlarından, üniversite temsilcilerinden üyelerimiz de var. Bu çeşitlilik yeni dönem yönetim kurulumuza da birebir yansıdı. İddiamız, bu çeşitliliğin yaratacağı sinerjiyi iyi değerlendirerek enerji verimliliği sektörü ve ülkemiz için çok önemli katkılar sunmak.

EVD üyelerimiz, temel olarak, binalarda ve sanayide enerji etütleri gerçkleştirerek verimlilik potansiyellerini ortaya çıkartıyorlar. İşletmeler için verimlilik arttırıcı proje dosyaları hazırlıyorlar ve işletmelerin devletten hibe destek almasını sağlıyorlar. Enerji verimliliği ve ISO50001 enerji yönetimi ile ilgili işletmelere danışmanlık hizmetleri sunuyorlar. Mevcut binalar için Enerji Kimlik belgesi düzenliyorlar. Test, ölçüm ve devreye alma hizmetleri veriyorlar.

Bununla birlikte birçok EVD üyemiz yurtdışındaki ifadesiyle ESCO firması olmaya doğru ciddi bir transformasyon sürecini başlatmış durumda. ESCO iş modelinde “enerji performans sözleşmeleri” ile enerji verimliliği projelerini gerçekleştirme ve tasarruf performansını garanti etme, böylelikle proje geliştirmek isteyen yatırımcının risklerini minimize etme anlayışı var. Özellikle Avrupa ve ABD’de uzun yıllardır uygulanan bu model sayesinde dokunulmamış enerji verimliliği potansiyelini hayata geçirmek mümkün. Bu iş modelinde özellikle kapsamı dar ve sınırları belli olan projelerde ilerlemek daha kolay. Ölçme ve doğrulama mevzuatının geliştirilmesi de olası anlaşmazlıklarının çözümü için şart.

 

EYODER olarak bir yandan enerji verimliliğine dikkatleri çekmeye çalışırken diğer yandan da enerji verimliliği sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda katma değer yaratmak için diğer sivil toplum örgütleri ve üniversitelerle işbirliği içerisinde AB projelerine başvuruyoruz. Örneğin yakın zamanda startını vereceğimiz ve Özyeğin Üniversitesi ve ENVER (Enerji Verimliliği Derneği) ile birlikte yürüteceğimiz projemizde belirlenecek kamu binalarında enerji etüdü ve enerji modellemesi yaparak verimlilik potansiyellerini ortaya çıkartacağız. Örnek binalarda elde edilecek sonuçlara göre de benzer diğer kamu binaları için de verimlilik kılavuzu oluşturacağız. Eş zamanlı olarak ta ilgilileri ve yöneticileri projenin çıktıları ve verimli bina yönetimi için yapılması gerekenler konusunda bilgilendireceğiz.

Derneğimiz tüm bu konularda bir yandan ilgililer nezdinde farkındalık çalışmaları yürütürken, diğer yandan da kamu otoritesi nezdinde mevzuat geliştirme çalışmalarına destek olmak, sahanın pratiklerini ve pazarın beklentilerini aktarmak gibi bir misyon üstleniyor. Ülkemizde enerji verimliliği sektörünün geliştirilmesi için yapılması gerekenler var. Aslında ülke olarak bir çok önemli adımı attık. Enerji Verimliği Kanunu’muz var. İlgili ve bağlı yönetmeliklerimiz var. Kamu otoritesi tarafından hazırlanan stratejik hedefler ve Eylem planları var. Ama yine de istenen ivmeyi yakalayamıyoruz. Enerji yoğunluğumuz düşmüyor. Yani kamu idaresiyle, sanayisiyle, bina sektörüyle, bireysel tüketicisiyle hep birlikte top yekün sahiplenemedik konuyu. Mevzuat oluşturduk; gereği yapılmadığında yaptırım uygulayamadık. Teşvik mekanizmaları oluşturduk; bürokratik süreçler nedeniyle yeterince tabana yayamadık ve cazip kılamadık. 10.000’e yakın enerji yöneticisi yetiştirdik ama onlar üzerinden enerjinin etkin yönetimini sağlayamadık. EVD firmaları oluşturduk ama pazarı oluşturamadık.

Öyleyse belki de yeni bir uyanışla, neyi yaptığımızı ve hedefimizden ne kadar saptığımızı anlayacak bir farkındalığa ihtiyacımız var. Bunun için diyorum ki 2018 yılı “Enerji Verimliliği” yılı ilan edilsin. Kamu spotlarıyla, bilinçlendirme programlarıyla bireyden kamudaki yöneticilere kadar herkesin, her kurumun ve işletmenin dikkatini çekelim. Bunun ülke ekonomisi için, çevre için, sürdürülebilir kalkınma için ne demek olduğunu sil baştan bir daha anlatalım.

Bu şekilde iletişim kapılarını araladıktan sonra, “iyi ama ne yapmamız, nasıl yapmamız lazım?” sorularına cevap bulalım. Bu noktada iki önemli kaynağımız var. Birincisi büyük yatırımlar yapılarak yetiştirilen ve yetkilendirilen “enerji yöneticileri”. Enerji yöneticilerini, “asında bakım mühendisimiz ama bu sertifikayı da aldırıp yasal zorunluluğumuzu yerine getirelim” anlayışından kurtarmamız gerekir. Enerji yöneticilerini gerçekten enerjinin yönetimiyle ilgili sorumlu ve hesap verebilir konuma getirmek için gerekli düzenlemeleri yapmalıyız. Bu önce kamu da başlamalı. İkinci kaynağımız EVD şirketleri. EVD şirketleri de çok önemli deneyimlere sahipler artık. İşletmelerin enerji verimliliği alanında ne yapmaları ve nasıl yapmaları gerektiğini söyleyebilecek en yetkin uzmanları EVD şirketleri istihdam ediyor çünkü. Bu bilgi birikiminden yeterince yararlanılmalı. Onlardaki kapasiteyi ihtiyacı olan işletmelerle buluşturacak düzenlemeler hayata geçirilmeli. Zorunlu etütler bunlara bir örnek olabilir.

 

Farkındalık oluşturmuş, neyin nasıl yapılması gerektiğini de göstermişsek, artık sıra bu pratiklerin yayılması, iyi uygulamaların oluşmasına gelmiştir. Bunun için farklı motivasyon araçlarını etkin şekilde kullanmamız lazım. Yaptırımlar, teşvikler, yenilikçi finansman mekanizmaları… Yaptırımların mutlaka devlet eliyle hayata geçirilmesi gerekli. Çünkü bu konu sadece enerjiyi kullanan işletmeyi ilgilendirmiyor. Onun saldığı karbon emisyonu nedeniyle başkaları da etkileniyor, enerji tedariğinin cari açığa etkisi herkesi ilgilendiriyor. Teşvikler de bir o kadar önemli. Teşviklerin yaygın, kolay erişilebilir ama sadece hak eden uygulamalara veriliyor olması gerekir. Sanayi ile birlikte ticari binaların ve belediye binalarının da VAP kapsamına alınması, ISO50001 enerji yönetimi standardına sahip olan işletmelere vergi indirimi, EKB ile verimliliği kanıtlanmış binalara indirimli doğalgaz, elektrik sağlanması, KOBİ ler için özel içerikli teşvikler düzenlenmesi gibi... Üçüncü motivasyon aracı enerji verimliliğine özgü finansman yolları ve iş modellerinin geliştirilmesi. Yurtdışındaki ifadesiyle EPC – enerji performans sözleşmesi bunun en tipik örneği. EPC iş modelinde enerji verimliliği projelerini gerçekleştirmek için işletme sahibinin projeye inanması yeterli. Yatırım yapmasına gerek yok. Finansman bir banka üzerinde sağlanıyor ve ESCO firması belli oranda tasarrufu garanti ederek finansmanın riskini üzerine alıyor. Özellikle Avrupa ve ABD’de uzun yıllardır uygulanan bu model sayesinde dokunulmamış enerji verimliliği potansiyelini hayata geçirmek mümkün. Bu iş modelinde özellikle kapsamı dar ve sınırları belli olan projelerde ilerlemek daha kolay. Ölçme ve doğrulama mevzuatının geliştirilmesi de olası anlaşmazlıklarının çözümü için şart.

Bütün bunların hayata geçmesi için, kamu tarafında ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemeleri de elbette yapılmalı. TS825 gibi temel yönetmelikler gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenmeli. Kamu binalarına ait gerçekçi bir envanter oluşturup, kentsel dönüşüm dışında kalan binalarda enerji etütleri yapılmalı ve fizibilitesi iyi olan projeler EPC modeliyle enerji hayata geçirilmeli, oluşturulacak iyi uygulama örnekleri ile özel sektörün kaygıları giderilmeli ve teşvik edici olmalı. Kamu ihalelerinde “en düşük fiyat” yaklaşımından “yaşam boyu maliyet” yaklaşımına geçişi sağlayacak düzenlemeler yapılmalı. Kamu binalarının satın alınması ve kiralanmasında en az B sınıfı EKB şartı aranmalı.

Özetle gidecek daha çok yolumuz var, yılmadan, yorulmadan, başarıya dair inancımızı hiç sarsmadan...