E-DERGİ
Tesisat 264.Sayı

 


E-Dergi Oku

ALDAĞ A.Ş. YÖNETİM KURULU BAŞKAN VEKİLİ REBİİ DAĞOĞLU: 'SON İKİ YILDA 17.5 MİLYON DOLARLIK YATIRIMI EKONOMİMİZE VE SEKTÖRE KAZANDIRDIK'

ALDAĞ A.Ş. YÖNETİM KURULU BAŞKAN VEKİLİ REBİİ DAĞOĞLU: 'SON İKİ YILDA 17.5 MİLYON DOLARLIK YATIRIMI EKONOMİMİZE VE SEKTÖRE KAZANDIRDIK'

9 Kasım 2017 Perşembe / 14:20 | SÖYLEŞİ

Bu yıl 50. Yılını kutlayan Aldağ A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan vekili Rebii Dağoğlu kişisel eğitim ve iş hayatı geçmişini, yönetim anlayışını, Aldağ A.Ş.’nin kuruluş yıllarının öyküsünü ve son yirmi aylık dönemde yapılan uygulamaları, elde edilen başarıları ve yeni yatırımları ile ilgili bilgileri Tesisat dergimize anlattı. 


 

KENDİNİZ HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

1978 yılında New York’ta doğdum. Tıp doktoru olan annem ve babam, 1974 yılında Fullbright Bursu ile gittikleri ABD’den altı yıl sonra, 1980’de Türkiye’ye dönme kararı almışlar. Türkiye’ye döndükten sonra, bugün itibariyle ikisi de tıp doktoru olan ikiz kız kardeşlerim dünyaya geldi. Akademisyenlerin bol olduğu bir aileden geliyorum ki bu da benim hayatım boyunca analitik düşünme yeteneğimi geliştirmeme yardımcı olan bir faktör oldu. Çalışmanın adeta ibadet gibi görüldüğü bir evde büyüdüm ben. Işıkların gece çok geç saatlerde söndüğü sabah da erkenden yandığı, hareketliliğin hiç bitmediği bir evdi bizimki. Ailemden öğrendiğim en önemli şeylerden biri; hayattaki mutluluğun temelinde yatan en önemli unsurun çalışmak ve çalışmanın sonunda elde edilen başarı olduğudur. Tabii çalışmanın özünde yatan yaratıcılık ve yetenek, aynı zamanda sizin yaratacağınız farklılığın da bir ölçütü diyebiliriz. Bunun ön koşulu da sürekli olarak kendini geliştirmek, yenilikleri takip etmek, bunları uygulamaya geçirebilme yetisine ve en önemlisi cesaretine sahip olmaktır. Maddiyat hiçbir zaman benim ve ailem için bir motivasyon faktörü olmadı, buna ihtiyacımız da yoktu zaten, burada aslolan bizzat çalışma olgusunun kendisini hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirmektir. Çalışıp, üretmediğiniz bir ortamda kendinizi nefes alamıyormuş gibi hissediyorsanız, sizi hedeflerinize ulaştıracak öz disiplini kazanmış, ana rotaya girmişsiniz demektir. Benim ALDAĞ’da çalışma arkadaşlarıma söylediğim şey; “eğer 24 saatimizin içine 25-26 saati sıkıştırmıyorsak, sabah günün doğuşunu bekleyip işyerine gitmek için sabırsızlanmıyorsak başarıya ulaşmamız mümkün değil.” Bakın beni m gece saat 02:00’da telefonla aradığım çalışma arkadaşlarım, telefonları henüz bir kere çaldığında hemen o telefonu açarlar, çünkü eğer bitirilmesi gereken bir çalışma varsa bilirim ki o işten sorumlu arkadaşım da o saatte bilgisayarının başındadır. Ortak hedeflere ulaşmanın birinci kuralı tüm ekip üyelerinin aynı heyecan ve motivasyonla işe sarılmasıdır. Ben her zaman çalışma arkadaşlarımdan yüksek beklenti içinde oldum, keza onların da kendilerinden beklentilerini yüksek tutmalarını isterim; çünkü beklentisi düşük olan insan kendisine saygısı olmayan insandır. Her ne kadar akademisyen bir ailede büyümüş olsam da oldukça gelenekçi bir yapımız vardı. Babam pozitifist bir temelde güçlü bir inanç sistemine sahiptir. Geçmişine, tarihine oldukça bağlı ve aynı zamanda çok sıkı sıkıya bağlı olduğu ahlaki normlara sahip bir insandır. Bununla birlikte bu tür bir gelenekçi bir aile ortamında yetişirken hayatımın çok büyük bölümünde yabancı eğitim aldım. 1989 yılında Robert Kolej’e girdim. Ortaokul ve lise eğitimimi burada tamamladım. Aşağı yukarı eğitim hayatımın sekiz yılı burada geçti. Robert’de edindiğim en önemli deneyim Amerikan eğitim sistemi, bireyselciliği ön planda tutan ve insanın rasyonel bir varlık olduğunu ve hayatta aldığı tüm kararları bu rasyonalite çerçevesinde vermesi gerektiği ve bu kararların iyi veya doğru bir sonucu olduğunu, her zaman bu kararlarla yüzleşmek zorunda olduğunuzu öğretir. Robert Kolej, skolastik eğitim ile kolejyal eğitimi aynı anda müfredatında uygulayabilen bir kurumdu. Son derece geniş perspektifte kitap bilgisinin yanı sıra burada öğrenilen bilgileri mantıksal çerçevede test etme ve görerek kavrama ve anlama mantığına dayalı bir öğretim sistemini uyguluyordu. Bu bağlamda hayatım boyunca tüm karar alma süreçlerini somut ve gerçeğe dayalı veriler üzerinden yapmaya gayret ettim. Verilerin önemine ;ama aynı zamanda verileri aklın süzgecinden geçirerek bilgiye dönüştürebilmenin insanın sahip olabileceği en önemli yeti olduğuna inandım. Daha sonra yüksek öğrenimimi İngiltere’nin Portsmouth Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi üzerine yaptım. Bence siyaset bilimi alanı, sosyal bilimler disiplini açısından seçilebilecek en iyi alandı. Siyaset biliminin dışında iktisat gibi felsefe gibi sosyoloji gibi psikoloji gibi sosyal bilimlerin birçok farklı alanında bilgi sahibi olmanıza hem imkan sağlayan hem de zorunlu kılan bir bölüm. Öncelikle Türkiye’de yanlış algılanan ve doğru anlaşılması gereken bir konu var; Üniversite, sadece mesleki diploma elde etme ve sonrasında bir iş bulma aracı değildir, bunun çok daha ötesinde bir dünya görüşü kazanma ve hayata bakış açısı elde etme yeridir. Unutmamak gerekir ki üniversite hayatımız sonrası kazanacağımız tüm bilgi birikim ve tecrübe bu dönemde öğrendiklerimizin üzerine inşa edilecektir. Kısacası eğitim hayatı nasıl bir insan olacağımıza karar verdiğimiz yerdir. Tüm hayatımıza yön verecek değerlerimizi, yargılarımızı oluşturduğumuz bir düşünce mabedidir. Her ne kadar üniversite eğitimime İngiltere’de devam etmiş olmam Robert’den sonra Anglo-Sakson öğretilerinin bir devamı gibi görünse de İngiliz ve Amerikan düşünce disiplinlerinin birbirinden temelde bazı farklılıklara sahip oldu- ğunu gördüm. İngiliz toplumunda ve eğitim sisteminde protestan ahlakı ve protestan ahlakının tüm öğretileri en mikro düzeyde hissedilmekle beraber İngiliz yaşam tarzı ve kültüründe minimal düzeyde de olsa kıta Avrupası’nın bazı etkilerinden söz etmek mümkün. Yani söylemek istediğim yüksek öğrenimimi İngiltere’de yaparken aynı zamanda Avrupa eğitim sisteminin bir parçası olduğunuzu da hissediyorsunuz. Örneğin aynı Amerikan sisteminde olduğu gibi bireyselcilik yine ön planda ve bir insanı diğerinden ayıran yegane özelli- ğin çok çalışmak ve yetenek olduğu kanısı hakimken öte yandan insanlara hayata eşit başlama fırsatının verilmesi bir zaruret olarak görülüyor. Bu anlamda daha eşitlikçi bir yaklaşım söz konusu. Üniversite hayatım bittikten sonra aynı üniversitede finans yönetimi üzerine yüksek lisans programını tamamladım. Stajlarımı genelde finans sektöründe faaliyet gösteren firmalarda yapmıştım. Sermaye piyasaları benim daima ilgi alanım oldu. Finans alanında iş yapmayı her zaman kendi yapıma daha uygun gördüm. Nitekim bugün halihazırda finans sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde yatırımlarım var. Peki bugün neden ALDAĞ’da olduğumu sorarsanız bunun birinci sebebi ailem. Az önce de söylediğim gibi babam geçmi- şine bağlı ve vefa duyguları son derece ön planda olan bir insan ve kendi babasından kalan böyle bir yapının yaşaması ve daha da önemlisi benimle beraber, benim yönetimimde yaşaması onun için çok önemli. Baktığınızda benim ailemin bugün Türkiye’nin ilk 500 sanayii kuruluşunda bulunan farklı firmalarda hissedarlıkları var ;ancak ALDAĞ tamamı bizim kontrolümüzde olan bir yapı ve bu yüzden babam için bu şirketin yoluna benimle birlikte devam etmesi çok önemli. Bu açıdan bakıldığında aslında şu anda ALDAĞ’da bir bakıma aileme olan gönül borcumu ödüyorum. Finans alanındaki yüksek lisansımı tamamladıktan sonra eğitim alanında İngiltere maceramı tamamlamış oldum ve 2003 senesinde Türkiye’ye döndüm. Ailemden gelen bir özellik olacak ki akademik hayattan hemen kopmak istemedim ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde AB çalışmaları alanında yüksek lisans programına katıldım, bu benim 2. yüksek lisans derecemdi. Aslında bu yıllar benim aynı zamanda ALDAĞ A.Ş. de çalışmaya başladığım ve iklimlendirme sektörüyle tanıştığım yıllardı.

Şirketteki ilk görevim ihracat operasyonlarının idaresiydi. 2003 yılı başından 2007 sonlarına kadar aynı görevimi devam ettirdim. Hayatımın en verimli dönemlerinden birini geçirdim o süreçte. ALDAĞ A.Ş.’nin halihazırda bu sektöre kazandırdığı onlarca kıymetli insanı düşündüğümüzde kendimi bu alanda yetiştirmek için aile şirketimizden daha uygun bir yer olamazdı. O yıllarda Tevfik Akannaç gibi Cengiz Hepergil gibi Metin Sağır gibi yıllarını bu sektöre ve ALDAĞ’a vermiş isimlerle beraber çalış- manın bana sağladığı katkıyı kelimelere sığdırmam mümkün değil. Bazen röportajlarda; “ALDAĞ AKADEMİ kurmak gibi bir niyetiniz var mı diye soruyorlar. Cevabım “ kesinlikle hayır” oluyor. ALDAĞ’ın iklimlendirme sektörünün en köklü akademisi olduğu zaten tartışma konusu değil ve herkes ALDAĞ’ın bir akademi hüviyeti taşıdığının bilincinde. Bunu tescillemek için bir tabelaya gerek duymuyorum, bu sadece malumun ilanı olur. İşte ben bu sektöre tam da bu akademinin merkezinde hazırlandım, dolayısıyla bugün şirket yönetiminde aldığım kararlarda ki özgüvenimin altında yatan unsurlardan biri de bu. Bazen bana derin mühendislik bilgisi gerektiren bazı hesaplamaları nasıl yapabildiğimi, nasıl bu kadar bilgi sahibi olabildiğimi soruyorlar, ben de onlara, Tevfik AKANNAÇ ve Cengiz HEPERGİL’i işaret ediyorum. Yani ben bu işin en önemli akademisinde yetiştim. 2007 yılında hayatımda yeni bir dönem başladı. ALDAĞ Dış Ticaret firmasını kurdum. Çünkü artık öğrenim sürecini tamamlamıştım, kafamda yerleşmiş bazı planlar, fikirler ve gelecek vizyonu vardı. Bunları teorik safhadan çıkarıp, pratikteki uygulamalarını da görmem gerekiyordu. Bu vesileyle ALDAĞ A.Ş.’de yapmayı planladığım değişikliklerin doğruluğundan emin olmam gerekiyordu ki bu da fikirlerimin arkasında daha sağlam biçimde durabilmem konusunda bana güven verecekti. Bu yeni şirket, özü itibariyle ALDAĞ A.Ş. ile aynı alanda faaliyet gösteriyordu; ancak yalnızca ithalatla iştigal ediyordu. Çok kısa zamanda çok önemli ve prestijli işlerin altına imza attık ve o dönemde kazandığım tecrübelerin bugün ki iş yapma anlayışımda ne kadar büyük etkisi olduğunu size tarif etmem mümkün değil. ALDAĞ Dış Ticaret bugün hala faaliyetlerine hummalı bir şekilde devam ediyor ve ALDAĞ A.Ş.’nin elde ettiği yıllık cironun yarısından fazlasını elde etmiş durumda. Bu arada ALDAĞ A.Ş.’nin dışında oldu- ğum dönem, bir çok farklı alanlarda faal olmayı sürdürdüğüm bir dönemdi. Sermaye piyasalarında faaliyet gösteren firmalarda ortalıklarım vard; ancak o dönemde aracı kurumların en büyük gelir kaynağı forex işlemlerinden kaynaklanıyordu, zira hisse senedi operasyonlarından elde edilen komisyon oranları, SPK tarafından uzun zamandır çok düşük seviyede tutuluyor. Nitekim 2013 senesinde çıkarılan bir torba yasayla Forex işlemleri, SPK denetimine ve o gün ki ismiyle İMKB platformuna aktarıldı ki bence çok doğru bir karardı. Ancak yakın zamanda kaldıraç oranları- nın tümüyle yasaklanmasıyla bu piyasada faaliyet göstermek şu an için anlamsız hale geldi. Ancak finans sektörüyle bağlarımın kopması yine de çok zor. Birde 2014 senesinde Marmara Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansına başladım. Aslında hiç planda olmayan ve tamamıyla tesadüflerle başlayan bir süreçti. Sonuçta benim için ilginç bir deneyim oldu, oldukça yüksek bir ortalamayla üçüncü yüksek lisansımı da tamamlamış oldum. Dedim ya genetik kodlarımda var herhalde akademik dünyadan kopamıyorum. Bir şekilde beni içine çekiyor. Ve gelelim ALDAĞ’da ki ikinci dönemime. Aslında kendi kendime gereksiz payeler çıkartmayı pek sevmem ama ger- çekten ALDAĞ’a tam zamanlı geri dönmem konusunda büyük baskılara maruz kaldım. Babam ezelden beri ALDAĞ’a dönmemi istiyordu; ancak ALDAĞ’a dönme kararı almamda babamın yanı sıra çalışanların baskısı da etkili oldu. Hem mavi yaka personeli hem de beyaz yaka personeli, şirkete dönmem için tarifi mümkün olmayan ısrarcı bir tavır gösterdiler. Kimisi benden randevu talep ederek, kimisi de şirkette katıldığım toplantılarda şirketin bana ihtiyacından bahsederek geri dönmem konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. Nitekim bu firmaya bunca yıl emek vermiş bunca insanın taleplerine duyarsız kalmam söz konusu olamazdı ve böylelikle benim için ikinci ALDAĞ dönemi başlamış oldu.

ALDAĞ A.Ş.’DE KISA SÜRE İÇİNDEKİ BAŞARILARINIZI NASIL BİR YÖNETİM ANLAYIŞIYLA HAYATA GEÇİRDİNİZ?

Birincisi tatmin olmayarak. Siz bugüne kadarki süreçlerimizi başarılı olarak nitelendiriyorsunuz ki teşekkür ederim; ancak daha yolun başındayız ve henüz hiçbir şey görmediniz. Ben, istekleri ve tanımları son derece net bir insanım, ortalama cümleler, imalı konuşmalar benim yönetim anlayı- şımda geçerli değil. Çalışma arkadaşlarımdan olan taleplerimi son derece net bir şekilde ifade etmeyi severim ve karşılığında da net sonuçlar isterim. Yüksek performansın ödüllendirildiği, insiyatif alan ve farklılık yaratma gayretinde olan tüm çalışma arkadaşlarımın bu gayretlerinin karşılığını aldığı somut kriterleri benimserim. Ancak verimli bir ekip çalışması için ekip üyeleri arasında performans farklılıklarının aşırı düzeyde olmaması lazım. Bununla birlikte egosunu dizginleyemeyen ve başarısını paylaşmayı bilmeyen kişilerin bu şirkette yeri yok. Eğer ekip ruhunu zedeleyici hal ve davranışlar seziyorsam kişinin operasyonel başarısının benim gözümde en ufak bir değeri yoktur. Biz çalışanımızı hiçbir zaman bir maliyet unsuru olarak görmedik, bir kaynak olarak gördük. Bakın eğer bugün akıllı telefonu icat etmediyseniz, dünya üzerindeki tüm sektörlerde üretilen ürünlerin birbirlerinden çok da büyük farkları kalmadı, hem niteliksel olarak hem de fiyatsal anlamda. Burada A firmasını B firmasından ayıran en önemli faktör; çalışan faktörü, katma değeri yaratan insan. Çalışanın insiyatif alma ve sorun çözebilme kapasitesiyle doğrudan ilgili bir durum. İş ortaklarınızla uzun vadeli ilişkiler kurabilmek ve sürdürülebilir büyü- menin temelinde yatan unsur budur. Bunun dışında ben karar alma süreçlerinde istişare kültürüne büyük önem atfeden bir insanım. Karar almadan önce olabildiğince fazla insanın fikirlerinden faydalanmak isterim. Ancak bütün bu istişare süreçleri sonunda gayet tabi son kararı alan her zaman benim. Tüm çalışma arkadaşlarım bilir ki son karar verildikten sonra artık istişare süreci bitmiştir. “ALDAĞ’ın bundan sonraki süreçteki planları ve başaracakları geçmişini asla aratmayacak, bu şirkete emek vermiş olan herkes için gurur vesilesi olacaktır. Şunun çok iyi anlaşılması lazım, bu 50 yıllık çınarın gölgesi herkese yeter, yeterki altında toplanmayı bilelim.”

ALDAĞ’IN 50 YILLIK HİKAYESİNİ ÖZETLER MİSİNİZ? 

Hikaye, 60’lı yılların başına uzanıyor, dedem o dönemde İstanbul’da tekstil sektöründe iştigal ediyor ve Türkiye’de ki hatırı sayılır pek çok Gayrimüslim ailelerle ortaklıkları bulunuyor. ALARKO Taahhüt Grubu da 1963-64 senesinde Rami’de -daha sonra ismi ALDAĞ olacak- fabrikanın temelini atmış ve kaba inşaatını bitirmiş. Bir de tabii ALARKO’nun ilk üretim yatırımıdır ALDAĞ. Yalnız Üzeyir Bey ve İshak Bey, Türkiye’nin o gün ki inişli çıkışlı ekonomik şartlarında riski minimize etmek adına yola bir ortakla devam etme kararı alıyorlar. Nitekim İshak Bey’in Sungurlar firmasından mesai arkadaşı bizimkilerin de aile dostu Orhan Kurt Bey vasıtasıyla böyle bir oluşumun içinde bulunmamız için teklif getiriyorlar. Gel zaman git zaman görüşmeler birbirini takip ediyor ve açık- çası rahmetli dedem, İshak Bey ve Üzeyir Bey’lerin vizyonlarından da çok etkileniyor ve aslında ailemize çok uzak bir alan olmasına rağmen bu yatırımın içinde olmaya karar veriyor. Üzücü olan taraf şu ki her ne kadar dedem bu yatırım kararını almış olsada bunu hayata geçirmeye ömrü vefa etmiyor. Ve dedemin vefatından sonra işler yine bir süre sürüncemede kalıyor. Bir gün Üzeyir Bey, o zamanlarda İstanbul Tıp’ta Cerrahi Asistanı olan babamı ziyaret ediyor ve dedem Cafer Dağoğlu ile varılan mutabakattan söz ediyor. Babam da kendisine cevap olarak, ilk elden ticaret hayatının içinde olmak istemediğin; ancak bahsedilen mutabakattan haberi olduğunu, babasının verdiği sözün, kendi sözü olarak da kabul edilebileceğini ve ailemizin bu yatırımın içinde pay sahibi olacağını söylüyor. Böylelikle ALDAĞ Soğutma Sanayii her iki tarafın %50 ortaklığıyla Rami’de ki adresinde faaliyetlerine başlıyor. Dile kolay 1967’den, 1991 yılına kadar sürecek 24 yıllık bir ortaklıktan söz ediyoruz. Rami Topçular Bahçe Yolu No:7 de ki adresinde bulunan bu ilk fabrikayı biz ALDAĞ olarak hala varlıkları- mız içinde muhafaza ediyoruz. Bu mekan aslına bakarsanız sadece ALDAĞ A.Ş. için değil, tüm iklimlendirme sektörünün tarihi için önemli bir yer, yani aslına bakarsanız bugün o veya bu şekilde bu sektörün içinde var olan herkesin hikayesinin başladığı yer. ALDAĞ’ın ilk üretim faaliyetleri; Su Soğutma Grubu, Soğuk Hava Depoları, Konvektörler, Evaporatörler, Soğutma Kuleleri, Isıtma Apareyleri ve ilk Paket Tip Klima cihazlarından oluşuyor. Bu ürünlerin bir kısmı ALDAĞ markasıyla, bir kısmı da ALARKO markasıyla piyasaya sürülüyor. O dönemde imalatlarımız Rami’deki fabrikamızda yapılırken, satış faaliyetlerimiz ise Karaköy’de Necatibey caddesi üzerinde bulunan ALARKO ile beraber kiraladığımız dört katlı binada yapılıyor. Binanın ilk üç katında ALFENAŞ yer alırken, dördüncü katında ALARKO’nun Taahhüt Grubu ve ALDAĞ yer alıyor. Daha sonra ALSAC fabrikasında üretilen Klima Santrallerinin imalatına başlanıyor. Uzun yıllardır ALDAĞ A.Ş.’nin Genel Müdürlüğü görevini yürü- ten Tevfik AKANNAÇ’ın 80’li yılların sonlarına doğru ALSAC tarafından ALDAĞ’da görevlendirilmesiyle birlikte ALDAĞ, Klima Santrali imalatına başlıyor. Aynı dönemde ALDAĞ çatısı altında ALARKO’nun üretim lisansını elinde bulundurduğu, yabancı markalı ürünlerin imalatına da başlanmış oluyor. 80’lerin sonunda Tevfik Bey’in ALDAĞ’da göreve başlaması şirketimize önemli bir ivme kazandırıyor. Nitekim Klima Santrali ve Fancoil gibi ürünlerin imalatına da onun gelişiyle birlikte başlıyoruz. ALARKO’nun web sitesinde ki belgelerde de belirtildiği gibi ALDAĞ’ın kurulmasıyla birlikte ALARKO’nun istihdam ettiği işçi, tekniker ve mühendis sayısında da önemli bir artış oluyor. Üzeyir Garih’in ifadesiyle ” ALARKO, ALDAĞ yatırımıyla birlikte orta ölçekli bir şirketten büyük bir şirket olma sürecine geçiyor” 90’lı yıllar ALARKO ile ortaklığımızın bittiği yıllar; ancak araştırma ve geliş- tirme kültürümüzün bize verdiği güvenle Türkiye iklimlendirme sektöründe birçok ilklere imzamızı atmaya devam etmişiz. İlk yerli ısı geri kazanım cihazının imalatı, ilk paket tipi hijyenik cihazların imalatı, ilk evaporatif soğutma sistemlerinin ithalatı ve Avustralya menşeli MULTISTACK firmasıyla yapılan lisans anlaşması çerçevesinde ilk modüler tip Soğutma Gruplarının imalatının altında hep ALDAĞ imzası var. 50 yıllık üretim firması olarak, iklimlendirme sektörüne birçok değerli insan kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz. Bir rahmetli Avram Değerli’den, bir Erol Gökdemir’den, bir Bayram Kömürcü’den, bir Metin Duruk’dan, bir Şadan Çelik’ten veya bir Zeki Özen’den bahsetmeden ALDAĞ’ı anlatmak olmaz, bu değerli isimlerin ALDAĞ’ın bugünlere gelmesinde katkıları büyük. Bu isimlerin ve şu anda ismini hatırlayamadığım daha nicelerinin elde ettikleri başarılar, en az onlar kadar bizleri de sevindirmekte ve bizler için gurur vesilesi olmaktadır.

YENİ FABRİKA YATIRIMINIZ HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

Manisa Akhisar Organize Sanayi bölgesinde tamamen öz kaynaklarımızla inşa ettiğimiz 12 milyon USD hacmindeki yatırımımız, 35.000 m2 açık alan üzerine 26.000 m2 kapalı alan olacak şekilde inşa ediliyor. İstanbul Kartal ve Pendik’de bulunan fabrikalarımız ile 2017 yılının sonunda faaliyete geçmesini planladığımız Manisa fabrikamızla birlikte, toplam 41.000 m2  kapalı üretim alanına sahip olacağız. Pendik tesislerimizi geçen sene bu dönemlerde 5.5 milyon dolar gibi bir meblaya satın aldığımızı düşündüğünüzde sadece son iki yılda 17,5 milyon dolarlık bir yatırımı Türkiye ekonomisine ve iklimlendirme sektörüne kazandırmış oluyoruz ki bence içinde bulunduğumuz inişli çıkışlı ekonomik ortamı da hesaba kattığımızda hiç de azımsanamayacak bir rakam olduğunu düşünüyorum. Her zaman ifade ettiğim gibi Manisa yatırımımız sadece fiziksel bir değişimi değil, aynı zamanda zihinsel bir değişimi de beraberinde getirmeli ki bunun öncü belirtilerini tüm sektör hissediyor. Arkadaş- larıma her zaman söylediğim bir şey geçmişimizle övünerek vakit kaybedemeyiz, o geçmişe yakışır bir gelecek inşa etmeliyiz. Manisa fabrikamız, “Bütünleşik Tasarım” anlayışıyla ve tamamen yeşil bina konseptine uygunluk esasıyla dizayn edildi. Güneş panelleri vasıtasıyla kendi elektriğimizi üretebileceğimiz fabrikamızda aynı zamanda atık suları ve yağmur sularını yeniden değerlendirebileceğimiz bir sistem oluşturduk. Binanın inşasında kullanılan malzemelerin geri dönüştürülebilir malzemeden üretilmiş olmasına özen gösterdik. Tüm elektrik ve mekanik aksamının enerji sarfiyatını en az düzeyde tutmasına ve çevreye karşı duyarlı olmasına dikkat ettik. Üretim sahamızın klimatizasyonunda, firmamızın ürün gamında yer alan enerji ve çevre dostu olan evaporatif soğutma sistemlerini ve yine kendi imalatımız olan ısı pompası sistemlerini kullandık. Tesislerimizde kullandığımız ileri seviye yalıtım sistemleriyle ısı kaybımızı minimize ettik. Tüm bu özellikleriyle tesislerimiz “Sürdürülebilir bina” anlayışının adeta canlı bir örneği niteliğini taşıyor. İlk etapta klima santrali üretimimizi Akhisar’a taşımayı planlıyoruz, dolayısıyla fan coil gibi yüksek adetlerde ürettiğimiz standart cihazları ve kompresörlü ürünleri İstanbul’da ki tesislerimizde imal etmeye devam edeceğiz. Bunun dışında iklimlendirme sektörünün farklı kollarında da üretim yapmakla ilgili planlarımız var ;ancak bu planları şu anda anlatmıycam, işin bu tarafı sürpriz olsun, siz sadece bizi izlemeye takip etmeye devam edin. Göreve başladığınız günden bugüne yapılan çalışmaları anlatır mısınız? Son 20 aylık sürecimizi şöyle özetleyebilirim: 2015’ten 2016 yılına ciromuz dolar bazında %47, üretim hacmimiz ise %68 artış kaydetti. Henüz yıl sonu olmadığı için 2017 rakamlarını vermek istemiyorum; ancak geçen seneki rakamları çok geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Manisa fabrikamız faaliyete başladıktan sonra, üçüncü yıl için koyduğumuz ciro hedefimize, sadece Kartal ve Pendik’teki tesislerimizle, daha bu yıldan ulaştık. Klima santralleri, fan coil ve ısı geri kazanım cihazlarında pazarın iddialı oyuncusu, ısıtma apareylerinde ise lideriyiz. Fan coil satışlarımızda %100 oranında artış sağladık. Paket tip klima cihazlarımızda bu yıl, son beş yılın satılan cihaz adedi kadar satış gerçekleştirdik. Rooftop grubunda da çok yüksek oranda ilerleme kaydettik. Şüphesiz ki bütün ürün gruplarımızda liderlik hedeflerimiz var; ama Ar-Ge odağımızda klima santralleri bulunuyor. Yalın üretim yaklaşımını adapte etmeye çalışıyoruz. Üretimde verimliliği artırmaya çalışıyoruz. Katma değeri yüksek yeni ürünleri de ürün gamımıza dahil edeceğiz. Şimdilik ciromuzun yaklaşık %15’i ihracat kaynaklı; ancak dış pazarlarla ilgili çok yoğun çalışmalar içindeyiz. Dış pazarlarda yerelleşmek istiyoruz. Yani bizi burada kendi ülkemizde güçlü kılan özelliklerimizi hedeflediğimiz ihracat pazarlarına da taşı- mak istiyoruz. Oradaki pazar dinamikleri ile ALDAĞ kültürünü harmanlamak istiyoruz. CIS ülkelerinde kendi ofislerimizi açabiliriz. Böylelikle bu bölgelerdeki iş ortaklarımıza çok daha güçlü destek verebileceğiz. En önemli güçlerimizden biri de yüksek adetteki stoğumuz. Böylelikle taleplere çok hızlı biçimde cevap verebiliyoruz. Yerelleştiğimiz dış pazarlarda da yüksek adette stok tutabileceğimiz depolar olacak ve bölge coğrafyasına stoktan anında teslim kolaylığı sağlayacağız. Bu ülkelerde güçlü servis ağları kurmak durumundayız yani Kazakistan’ın sadece Almatı ve Astana şehirlerinde değil, tüm ücra köşelerine ulaşabilmeliyiz. Hedef noktalarımızda güçlü servis ağımız olacak. Gelecek yıl  şu ana kadar kesinleşen  14 farklı ülkede fuarlara katılacağız. Bu fuarlarda bu yıl da yaptığımız gibi fuarla eş zamanlı olarak seminer, lansman, gala yemeği gibi etkinliklerimiz olacak. Bu etkinliklerle oradaki proje ve mekanik kuruluşlarının temsilcileri, eğitim ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya geliyoruz. Bu ortamlarda ilişki kurduğumuz temsilcileri ülkemize davet ediyoruz. Böylelikle kendimizi çok daha iyi tanıtabiliyoruz, ilişkilerimizi güçlendiriyoruz. Bu çalışmalarımızın meyvelerini toplamaya başladık bile. İhracatımızın ivmelenmesini, özellikle Orta Asya’ya etkin biçimde yerleşebilmeyi istiyoruz. Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleri de hedef ülkeler arasında. Uluslararası sertifikasyon alanında da çok yakında yeni belgelerimiz olacak. Tabii yatırım deyince hep fabrikalardan söz ediyoruz; ama yatırımlarımız bunlarla sınırlı değil, bugünlerde yolu ALDAĞ’a düşen birinin yerli veya yabancı danışmanlık firmalarından herhangi birini görmemesi mümkün değil. Yeniden yapılanma sürecimizin bize zorunlu kıldığı tüm reçetelerin gereklerini yerine getiriyoruz. İlk olarak “yalın üretim” süreçlerinin sadece görüntüde değil; tüm departmanlar tarafından içselleştirilmesi ve kurum kültürü- müzün ayrılmaz bir parçası haline gelmesi için çaba sarf ediyoruz. Buna ek olarak son 18 aylık süreçte teknolojik altyapımızı geliştirmek adına hem donanım hem de yazılım anlamında çok büyük yatırımlar yaptık. Verimliliğimizi artırmak adına tüm iş akış şemalarımızı ve üretim süreçlerimizi revize ediyoruz. Ama hepsinden önemlisi en büyük yatırımımızı çalışanlarımıza yapıyoruz. İnsan kaynağımızı en önemli asetimiz olarak görüyoruz. Değişen yapıya entegrasyonu sağlamak adına her alanda eğitim programları düzenliyoruz. Sürdürülebilir büyümenin ve katma değer yaratma sürecinin merkezinde insan faktörü olduğuna inanıyoruz.